Antalya

YAZIK !.

Bugünlerde televizyonlarda bir reklam var, aynen şöyle. “Yemen de, savaştan etkilenen çocuklara yardım için bir p… alın” diye reklam yapılmakta.

Sinem sizin için okusun
Harun sizin için okusun

YAZIK !.

Süleyman Güdül

 

Bugünlerde televizyonlarda bir reklam var, aynen şöyle. “Yemen de, savaştan etkilenen çocuklara yardım için bir  p… alın” diye reklam yapılmakta. Neden Türkiye de ki çocuklar düşünülmez de Yemen düşünülür, onu da anlamış değilim. Bunda biraz menfaat yatıyor.

Tamam, yapalım da, başkalarını düşünene kadar,  önce kendi evimizi düşünmemiz gerekmez mi ?. Birilerini memnun edebilmek için, biz kendi evimizdeki çokçuklarımızı hep unutmaktayız. Tıpkı, ülkedeki milyonlarca işsiz vatandaşlarımızı düşünmediğimiz gibi. Suriyelileri bu ülkede, ülke vatandaşından daha fazla devlet olanaklarından faydalanmakta. Onlara milyarlarca dolar harcamasaydık bugün bu ülkede bu denli ekonomik kriz ve onun ortaya koyduğu, 10 milyonun üstünde yaşam savaşı veren işsizler ordusu var olmazdı. Bu yetmiyor gibi, birde ülkede milyonlarca çocuk çeşitli hastalıklarla yaşamak zorunda. Çünkü, ailelerinin yoksulluk içinde yaşamalarından dolayı beslenemiyor ve ilaç alamıyorlar. Bizler ise onları düşünemiyor,  Yemenli ve Suriyelileri birinci derecede düşünmekteyiz. Öncelikle evdeki ateşi söndürmemiz gerekmez mi ?.

Bugün ülkemizde, milyonlarca çocuk ilaç alamadığından ölmekte. Ayrıca, milyonlarca aile açlık sınırı altında yaşamakta olduğundan, çocuklarının hastalığının iyi olması için ilaç parası bulamamakta. Hatta birçoğunun ilacıda devlet tarafından karşılanmamakta.

Hal böyle olunca, ele yaranabilmek için evin içindeki çocukları kaderine terk etmek, Müslümanlık dışı davranış değil mi ?.Bu memleket neden bu kadar duyarsız insanlarla dolu ve sahipsiz ?.

İnsanlar evlerine ekmek parası kazanmak istiyor. Meslek ve iş yerleri açılmasını beklemekte.  İnsanlar ülke ekonomisinin r ayına oturması için öncelikle ülke genelinde ithalattan ziyade, ihracata yönelik çalışmaların yapılması, ülkede her yediğimiz ve her giydiğimizin yabancı ülkelere ait olmayıp daima “yerli malı yurdum malı her Türk onu kullanmalı” diyerek, ülkemiz ekonomisiyle iftihar etmek isterdik.

Böylece önce evimizdeki yangını söndürüp sonra komşumuza yardım etmek haz verirdi bizlere. Buda Müslümanlığın şartlarının başında gelmekte.

Durmadan cami yaptırmak, insanın karnını doyurmuyor. Ama iş yerleri insanların karnını doyurduğu gibi, ülkede kalkınmanın da yolunu açar. Sadece manevi bir duygunun ifa edildiği bir yerdir camiler. Camilerde sadece ibadet edilir. İbadet evde de yapılır. Cami yapana kadar ülkede eğitim kuruluşlarına daha fazla önem verilse, işte o zaman ülkede hızlı kalkınma olur, böylece ülkede açık ve yoksulluk altında yaşayan işsizler ordusu olmaz.

Ülke adeta yalancılar, iftiracılar memleketi olmuş. Bir azınlık zümre rahat içinde yaşarken, ülkenin sahibi olan çoğunluk ise, yoksulluk ve açlıkla yaşarken, bir o kadarda işsizler ordusunu barındıran bir ülke olduk. Ama bunları göremeyenler, nedense Suriyelileri el üstünde tutmaktadırlar. Bu milletin parasını onlara vererek, halkın hakkını onlara yedirmekten zevk duyduklarını da zaman zaman bazı konuşmalarında ifade etmektedirler. Ne acı !.

Koltuk uğruna çok rahatlıkla yalan konuşulan, riya yapılan bir ülke olduk. Saltanatını sağlam tutmak için çocuklarını, kardeşlerini öldürten Osmanlı padişahları gibi. Tıpkı İstanbul B.Belediye Başkanlığını 13 bin oy farkıyla kazanın, Ekrem İmamoğlu’nun Mazbatasının gasp edilmesi gibi. Böyle hukukçularla yaşamak zorunda kaldık.

Allah sonumuzu hayırlı etsin.

 

ARA SIRA BİRAZDA GÜLELİM.

Bulmanın keyfi

Nasreddin Hoca kasabanın pazarına gitmiş. Eşeğini bir yere bağlamış. Alış veriş yapmış. Döndüğünde eşeğini bağladığı yerde bulamamış. Hemen bir tellâl tutmuş. Şöyle bağırtmağa başlamış :
– “Eşeğimi kim bulup getirirse, Semeriyle, yularıyla ve üstündeki her şeyle beraber eşeğimi ona vereceğim.”

– “Hoca efendi” demişler, “eşeği bulana verecek olduktan sonra ne diye arıyorsun ?”

– ” Kaybolan şeyi bulmanın keyfini bilmezsiniz siz!” demiş Hoca;

“Eşeği bulup getirene mükâfat olarak o eşek yeter.”

“Gençliğimi bulup getirene bütün servetimi veririm.”

“Cenneti bulsam, canımı da veririm.”

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Süleyman Güdül

Ben, aslen Alucra’nın koman köyü ışıklar mahallesinden,Osman Güdül den olma, aynı köyün Petek sülalesinden Hüsnügül Güdül den doğma olup , 16.08.1945 nüfus kütüğüne kız kardeşim ile ikiz olarak yazılmıştır. Babam rahmetli Osman Güdül, din konusunda oldukça bilgili olup Farsça ve Arapça lisanlarına da en az Türkçe kadar vakıf olmasından dolayı, başkalarının tercümelerinden ziyade kendi yorumlarıyla etrafına Kuranı ve dini anlatmaya çalışırdı. Herkes tarafından sevilen sayılan, dinsel konularda oldukça bilgili bir kişi olmasında dolayı, mutaassıp gurup tarafından “ Şıh Osman ” olarak adlandırıldığı halde, kendisi müthiş bir Atatürkçü ve demokrat bir düşünceye sahip olmasından dolayı bu lakabı asla kabul etmemiş, sadece insanları kırmamak için o şekilde hitap etmelerine müsaade etmiş olup, eski bir koyu Demokrat partili olmasından dolayı da, siyasi görüşlüler arasında kendisini “Demokrat Osman” olarak anarlardı. Her oturduğu kahvehaneye kütüphane koyduran ve her konudaki kitabı kuran gibi ezberlemeden asla kütüphanedeki yerine koymayan, bir zat olarak da anılırdı. Ben bu ailenin 7 çocuğunun ilki olarak dünyaya geldim.. Çocukluk ve gençlik yıllarımın tamamı Samsunda geçti. Bütün kardeşler Samsun doğumlu olup, kütük Samsun olmasına rağmen, maalesef benim doğum yerim Koman olarak kayıtlara geçmiştir.. İlk okulu Samsun Dumlupınar ilk okulunda ve sonrada Samsun Ticaret Lisesinde okudum. Yıllarca üniversiteye gitmeyi hiç arzulamadım. Yüksek mevkilerde olduğum sürelerde dahi, üniversite diplomasına hiç ihtiyacım olmadı. Fakat şu an Anadolu Üniversitesi Anadolu üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi mezunu. 1955 yılında ilk olarak, Samsun’da bir mahalli gazetenin okul muhabirliğini üstlendim. Hayatım boyunca Türk Basının bir neferi olarak çeşitli gazetelerde çeşitli görevlerde bulundum ve 30 yıldır da bazı gazetelere köşe yazarlığı yapmaktayım. Uluslar arası çıkan bir gazetenin de yazarlığını ve Türkiye temsilciliğini yaptığımdan dolayı, dünyanın birçok ülkesinde, gazeteler ve gazetelerin internet sayfaları sayesinde oldukça yüksek sayıda okurum mevcut. Bazı ulusal gazetelerde muhabirlik yaptığım gibi bölge temsilciliklerim de olmuştur. Ayrıca, Ankara rüzgarlı sokakta bulunan Halkçı matbaasında bir firma adına Türkiye Müteahhitlerinin Sesi Gazetesini çıkartım. 1973 yılında birkaç arkadaşımla birlikte ilk defa Karadeniz Gazetecileri Cemiyetini Samsunda kurulmasına öncülük yaptım ve yönetiminde aktif görev almıştım. Gazetelerde yayınlanmış hikaye ve romanlarımın yanı sıra baş rolünü oynadığım Foto romanım da bir mahalli gazetede yayınlandı. Ayrıca bazı romanlarımda kitap olarak satışa sunulmuştur. Yıllar önce Kelebek gazetesinin açtığı bir yarışmada, fotoroman hikayesi ve senaryosu dalında 2.çilik ödülü aldım. Sinema film senaryo yazma tekniği konusunda hocam rahmetli Bülent Orandan çok şeyler öğrendim. Talebelik dönemlerinde Samsun radar üssünde çalıştım ve sonra bazı nedenlerden dolayı bir müddet İstanbul da yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştım. 1965 yılında Askerlik nedeniyle İstanbul hayatını noktalayarak Samsun ’a döndüm. Bir yıl askerliğini önemli bir nedenden dolayı erteleyerek 1966 yılında Deniz Kuvvetlerinde askerlik görevini Denizci çavuş olarak Nusret gemisinde tamamladım.. Askerlikten döndüğümün haftasında, Samsun radarı personel müdürü tarafından Sinop ’ta ki radar üssünde göreve başlatıldım. Böylece askerlik dönüşü iş bulamam korkusu yaşamadım. Askerliği esnasında, ( 7.7.1967) nişan ve nikahını Ordunun Mesudiye ilçesinden olan Amil Türk kızı Şakire Güdül ile gerçekleştirdim. Sinop’ta işe başlayınca, Sinop Radar üssü Personel Amiri sayın arkadaşım Yalcın İpbüken’in tavsiyelerine uyarak, aile arasında gerçekleştirdiğim bir törenle, evlilik yaşamına ilk adımını attım. Sinop Amerikan radarında ki çalışma hayatımın yanı sıra, Yeni İstanbul ve Hürriyet gibi ulusal gazetelere muhabirlik yaparak da sürdürdüm. Önemli haberlere imza attım. Bilahare Türk Haberler Ajansına muhabir olarak geçtim. 1973 yılında Sinop radarındaki işimden ayrılarak Samsuna yerleştim ve tamamen gazetecilik mesleğini yapmaya başladım. Bir mahalli gazetede idare müdürü ve köşe yazarı olarak ve THA muhabiri olarak görevimi sürdürdüm. 1975 yılında rahmetli Faruk Sükan 'ın davetlisi olarak Ankara ya çağrıldım. Demokratik Partinin yayın organı olan Zaman gazetesinin Karadeniz Bölgesi sorumlusu oldum. Daha önce çalıştığım Amerikan şirketinin Türkiye temsilcisi tarafından acilen Ankara’ya davet edildim. Ankara ya geldiğimde aldığım bir teklifle gazetecilik mesleği bir müddet noktaladım. Çünkü 3-4 gün içinde Suudi Arabistan’da görev başında olmamı istemişti. Artık benim için yeni bir hayat başlamıştı.. Amerikan şirketinin Suudi Arabistan da bulunan genel müdürlüğünde personel genel müdür yardımcısı olarak göreve başladım ve sonra ki yıllarda daha üst makamlara çıkarak 1978 yılında şirket bünyesinde, yılında adamı unvanını aldım. Genel merkezde tek Türk olarak görev yaptım, Türkler ve diğer ülke işçileri hep Bölgelerde çalışıyorlardı. Bilahare, Amerikan Hava kuvvetlerine ait Northrop firmasında üst düzey yöneticilik görevlerinde bulundum. Suudi Arabistan ’a gitmemle Ailem de de Antalya ya yerleşmiş oldu. 1979 yılında Suudi Arabistan’da ki görevimden , Türkiye’de halletmesi gereken bazı işlerim nedeniyle, görevimden istifa ederek Antalya ya döndüm ve BİGS inşaat şirketini kurarak inşaat hayatına atıldım.Tam 30 yıl inşaat müteahhitliği yaptım. 8 dönem Antalya İnşaat müteahhitleri Derneği Genel Sekreterlik görevini yaptım ve bazı gazetelere köşeler yazmaya başlamış oldum. Belediye meclis üyeliğinin yanı sıra ticaret odası yönetiminde de görev aldım. Siyasi hayatına DYP. de devam ettim ve GP. Merkez İlce Başkan yardımcılığı ile de, noktalamış oldum. Çalışma, Görev ve Turistik olmak üzere tam 51 ayrı ülkede bulundum. İngilizce ve birazda Arapça bilirim. 4 kız, 1 oğlum ve 7 torum var. 2008 yılında ticari hayatımı noktalayarak, sadece çeşitli gazetelere köşe yazıları ve roman yazarak iki yıldır Alhzaimer ve Parkinson hastası olup iki defa beyin kanaması geçirdikten sonra yatağa bağlı olarak yaşamını sürdüren eşime yardımcı olarak günlerim geçmekte. Aktif bir yaşamı severim. Ayrıca ben ve eşim, hayvanlara tutkumuzdan dolayı da, halk tarafından tanınmaktayız. Antalya’da yaşıyorum ve dostlarıma kapım her zaman açıktır. Her konuda insanlara yazılarımla yardımcı olmak isterim. İsteyen, e-mailimden bana ulaşabilir. suleymangud@yahoo.com.

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.

Kapalı
Kapalı