Genel

COVİD-19’un PROGRAMLI ÖLÜMÜ

Tüm Dünyayı etkisi altına alan Covid-19 virüs tipi hakkında konuşulanları dikkatle dinliyorum.

COVİD-19’un PROGRAMLI ÖLÜMÜ
Tüm Dünyayı etkisi altına alan Covid-19 virüs tipi hakkında konuşulanları dikkatle dinliyorum. Konuşmacıların tamamına yakını, klinik branşların farklı alanlarındaki uzman hekimler. Salgının her boyutu dile getiriliyor fakat bu virüsün moleküler yapısını ve genetik özelliklerini açıklayan bilimsel yaklaşımlar da gereklidir.
Vatandaş soruları soruyor:
Bu virüs bir hayvan mı bitki midir? Nasıl bir canlıdır?
Kendi kendine ürüyor mu ya da amip gibi bölünüp çoğalıyor mu?
Virüs hangi maddeyi salarak hücreye giriyor ve tahrip ediyor?
Mutasyona uğramak ne demektir, virüsün kimlik değiştirmesi nasıl oluyor?
Bu ve benzeri yalın soruları çoğaltmak mümkün…
Bu soruların cevabını verecek olanlar, temel tıp bilimleri alanında araştırma eğitimini almış, laboratuarlarda deneysel olarak konuyu çalışmış teorik ve pratik laboratuar teknikleri bilgisine sahip akademisyenlerdir. Moleküler biyoloji alanında uzmanlaşmış bilim insanlarının yanında “moleküler genetik” ve nanoteknoloji eğitimli uzmanlar de yer alarak halkı aydınlatmalıdır.
Her hekimin virüs hakkında klasik bilgisi vardır. Fakat kimliği henüz tam bilinmeyen ve etki mekanizmaları bir giz olan bir molekül hakkında bilimsel detayı, konuyu ultra molekül düzeyde deneysel araştırma eğitimine sahip uzmanlar verebilir. Bunu da halkın anlayabileceği şekilde aydınlatmaları gereklidir. İnsanlar salgının kaynağını tanır ve bilirse korunmayı başarır.
Tüm akademik hayatını temel tıp bilimlerinin bir dalında geçirmiş emektar akademisyen olarak moleküler genetiğin ulaştığı ultra molekül bilgi düzeyine sahip olmadığım gibi klasik eğitim almış her hekim akademisyen de sınırlı bilgi sahibidir. Örneğin moleküler biyoloji araştırma tekniklerinden biri olan PCR tekniği (ki bu, virüsün etki faktörünün olup olmadığını test eden yöntemin alfabesidir) ile Covid-19 testi yapılıyor. Bunu, bir araştırma laboratuarında çalışıp proje üretip yürütmemiş olan birey bilemez. Sağlık Bakanlığına bağlı “şehir hastanelerinde” bu alt yapının kurulup araştırmaya yönelik bir potansiyelin olduğunu da sanmıyorum. Olduysa bu salgından sonra bazı merkezlerden destek alınarak oluşturulmuş olabilir! Fakat tıp fakültelerinin çoğunun temel tıp bilimlerinde ve bazı araştırma merkezlerinde bu tekniklerin yıllardan beri uygulandığını biliyorum. Virüsü tanımak için mutlaka laboratuar temelli pratik ve teorik bilgiye sahip uzmanların bilgisine başvurulmalıdır. Bu birikime sahip bilim insanlarımız da vardır. Onların öne çıkarılıp desteklenmesi şarttır.
***
Virüsün kaynağı bir hayvan türü de olsa farklı varyasyonlara sahip genetik mutasyonlar geçirip kimlik değiştirmesi her zaman mümkündür. O halde ilk hedef hastalığın yayılmasını engellemek için bireyin sorumluluğu esastır fakat virüse karşı ajan geliştirmek için çözüm değildir. Çözüm, moleküler biyoloji ve moleküler genetik laboratuarlarında olacaktır.
Virüsün hücreye girişini sağlayan moleküler sinyalizasyonun aracı faktörleri ve yolakları ile virüse mutasyon sağlayan moleküler etkenin ve işleyiş mekanizmasının mutlaka çözümlenmesi gerekir. Çevre şartlarına göre genetik materyalinde yeni yapılandırmalar yaratarak kimlik değiştirme potansiyeli olan böyle bir virüsün bilinmeyen özelliğinin keşfi şarttır. Bunun yeri ve ortamı moleküler genetik araştırma laboratuarlarının yapıldığı viroloji laboratuarlarıdır. Aksi halde 2. ve 3. dalga virüs mutasyon saldırısı zaman içinde gerçekleşebilir. Bunun bilincinde olan bilim insanları konuya son derece duyarlı yaklaşıyorlar.
***
Çözüm için doğaya sorulacak soru şudur:
Covid-19 virüsüne hücrenin kapısını açan “kilit taşı” nedir?
Virüse mutasyonu sağlayan moleküler faktör nedir, kimdir?
Bu sorulara dayalı olarak hipotez kurularak pozitif ya da negatif sorgulama yöntemi ile kurulan hipotez açıklandığında amaca da ulaşılmış olur.
Virüsün sırrını belirlemek için kullanılacak yöntemlerin uygunluğu için önce bazı yardımcı sorulardan yola çıkılmalıdır.
Örneğin Covid-19 taşıyıcı hayvan türü nedir?
Taşıyıcı hayvan popülâsyonu kim/kimler tarafından yönlendiriliyor?
Ki bu yönlendirici bir başka hayvan türü ya da çevre faktörleri olabilir.
Bu iki soru kurulan hipotezin ispatına yardımcı olabilir.
***
Hipotez
Sorulan soruya dayalı şöyle bir hipotez kurulabilir:
Virüsün genetik materyali hücreye yapışan virüs ayakçıkları aracılığıyla virus-hücre arasında bir sinyal mekanizması vardır.
Bu mekanizma virüsün genetik materyalleri nükleik asitle (DNA, RNA) kaynaklı olabileceği gibi virüsün örtüsündeki biyomoleküllerle hücre zarındaki aynı ya da benzer moleküllerle yer değişimi şeklinde de olabilir. Bu hipotez pozitif ya da negatif sonuçla ispat edilirse virüs konakçı hücre arasındaki bağ öğrenilmiş olur.
Virüsün koruyucu elemanlarının (örtü) temeli yağ ve protein molekülü karışımı olduğu biliniyor.
Covid-19’un özelliği hemen her ortamda süreli yaşayabilme özelliği taşıyor olmasıdır.
Diğer özelliği ise kendi başına çoğalamamasıdır. Çoğalabilmesi için mutlaka canlı bir konakçıya ihtiyacı var.
***
Virüsün genetik materyali “tek zincirli” bir nükleik asittir. Herhangi bir canlı hücre ile temas sağlayamadığı müddetçe zararlı olma şansı yoktur. Kendiliğinde yok olabiliyor. Bu, canlı hücrelerdeki programlı ölüm dediğimiz “apoptoz” olayı gibi düşünülebilir.
Virüsün hücre kapısını açan kilidi, onun genetik materyalini koruyan örtüsündeki moleküller ile canlı hücrenin zar yapısıyla olan diyalogunun başarılı olmasıdır. Bu para moleküler sinyalleşmenin çözülmesi şarttır. Hücre zarı da yağ ve protein moleküllerinden oluştuğu için iletişim sağlanıyor. Virüsün kendine ait enzimleri yok fakat temas ettiği canlı hücrenin metabolizmasında etkili olan tüm faktörleri kendi lehine kullanıyor. Onun için “akıllı virüs” denilebilir!
Bunun anlamı şudur: konakladığı canlı hücrenin enzimlerini kullanarak tek zincirden oluşan nükleik asidini kalıp olarak kullanıp kopyasını çıkarabilme yeteneğine sahiptir. Böylece genetik materyalini eşleyerek (replikasyon) çoğalır. İşte çözümlenmesi gereken diğer bir nokta bu kopyalama yeteneğinin yöntemi ve yönetimidir.
***
Şimdi akla gelen ilk soru virüsün hücreye girişini sağlayan faktör nedir, kimdir, sorusuna gelelim.
Bu aşamada bunu sağlayan faktörün “Angiotensin Dönüştürücü Enzim 2” (ACE2) adlı protein enzimi olduğu bilim insanları tarafından belirlenmiş durumda. İşin püf noktası işte burada… ACE2 enzimi ile virüs örtüsü arasında nasıl bir ultra-moleküler sinyalizasyon oluyor ki ACE2, düşmanını içine alıyor, kapıyı açıyor?
İşte kurulan hipotez bu sorunu çözecektir.
Hücre ile virüs arasındaki iletişimi sağlayan mekanizmanın zincirinden bir halka belirlenir ve kırılma etkeni geliştirilirse Covid-19’un doğadaki mezarı hazır olacaktır.
İnsanlık adına bunu çözecek bilimdir, fedakâr bilim insanlarıdır. İleri teknolojinin uygulandığı araştırma laboratuarlarıdır. Çözüm akıl ve bilimdedir.
R. Demir (01.04.2020)

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Prf.Dr. Ramazan Demir

Elazığ’ın Keban kazasına bağlı Gökbelen (Zırkıbaz) Köyünde 1947 yılında fakir bir çiftçi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Köy ilkokulunu, Keban Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okulunu bitirerek ilk ve orta öğrenimini sürdürdü; üstün başarılar göstermesi nedeniyle İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesine (Sınıfı) seçilerek lise eğitimini tamamladı. İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulunu ve İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji lisans eğitimini birlikte tamamladıktan sonra, lise öğretmenliği ve idareciliği, Eğitim Enstitüsü öğretmenliği yaptı. 1974 yılında üniversiteye asistan olarak intisap etti; Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Kürsüsünde asistan olarak görevini sürdürürken, 1750 sayılı yasa hükümleri gereğince İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesinde doktora yaptı. 1978 yılında Bilim Doktoru (PhD), 1982’de Üniversite Doçenti, 1988’de profesör oldu. Farklı ülkelerde değişik sürelerle NATO burslarıyla ve Federal Almanya’da DAAD burslarıyla bilimsel çalışmalar yaptı. Ulusal ve uluslar arası düzeyde bilim alanıyla ilgili olarak birçok makale ve bildiri (470) ve kitaplarının (8) yanı sıra, SCI kayıtlı bilimsel yayınla (145) bilime katkı yaptı, birçok atıf aldı (2.320). Yayınları 46 ayrı Text Book’ta refere edildi, Text Book’larda adına şekiller, resimler, çizimler yer aldı. Yüksek bilimsel (H) Faktörüne (19) sahiptir. Uluslararası bilim merkezleriyle, ABD ve AB ülkelerindeki 8 ayrı üniversite ile ortak projeler yürüttü, AR-GE çalışmalarına katkı yaptı. Sağlık Bilimleri alanında "Bilim Ödülü", üniversite “Hizmet Ödülü”, TÜBA "Kitap Birincilik ve Üçüncülük Ödülü" sahibi olan Dr. Demir’in bilim alanın dışında yayınlanmış sosyal konuları kapsayan kitapları (12) ve çok sayıda fikir-düşünce makalesi (yaklaşık 1650) bulunmaktadır. Uzun süre Anabilim Dalı Kurucu Başkanlığı (25 yıl), Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü (9 yıl), Üniversite Senato Üyeliği (9 yıl), 17. M. E. Şurası üyeliği görevlerinde bulundu. Tıp Fakültesi Elektron Mikroskop Görüntüleme ve Analiz (TEMGA) Ünitesinin kurucusu ve başkanlığı (2000-2006), Sağlık Bilimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanlığı (1996-2000) görevlerini yürüttü. Anabilim dalında araştırma laboratuarları, embriyo-hücre kültür laboratuarları, embriy koleksiyonu ve üreme biyolojisi arşivi oluşturdu. Çoğu profesör ve doçent olan 12 akademisyen yetişirdi; binlerce hekimin yetişmesine katkı yaptı. Farklı üniversitelerde ve sivil toplum örgütlerinde davetli konuşmacı olarak (Üniversitenin Sorunları ve Çözüm Önerileri, Akademik Nosyon, Bilimsel Yayınlarda Etik Sorunlar, Sağlık Bilimlerinde Araştırma Eğitimi, Ermeni İddiaları ve Cevapları, Cumhuriyete Kalan Miras, Feodalizm ve Dersim Olayları olmak üzere) çok sayıda konferanslar verdi. Antalya TRT yönetiminde uzmanlık alanıyla ilgili konuşmalarının yanı sıra,“bilimin ışığı” konulu programa sürekli (24 hafta boyunca) konuk oldu. Bilimi bir yaşam biçimi olarak seçen, bilimin hayatın gizemlerini çözmeye yönelik tek araç olduğuna inanan Dr. Demir, uluslar arası bilim kuruluşları olan; International Federation of Placenta Association (IFPA), New York Academy of Science (NAS), American Academy Association of Science (AAAS), European Placental Group (EPG), International Federation Society Association of Microscopy (IFSAM) ve Islamic Academy of Science (IAS) ile ulusal Türk Elektron Mikroskopi Derneği (TEMD) ve Türk Histoloji ve Embriyoloji Derneği (THED) aktif üyesidir. Tarih, felsefe ve milli hassasiyet konularında araştırma yapmayı hobi olarak seçen Dr. Demir, ulusal ve uluslararası dergilerde editörler heyeti üyeliği görevini yapmaktadır. İki evladı, beş torunu vardır.

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy