Makale

ALEVİLİK, SEÇİM VE GEÇİM KAPISI DEĞİLDİR!

İnancımızla (Yolumuz) ilgili bütün tartışmalara, Aleviliğin ve kimi Alevi kurumlarının, bazı arkadaşlarımızın seçim ve geçim kapısı haline gelmesi gerçeğinin neden olduğunu düşünmekteyim.

ALEVİLİK, SEÇİM VE GEÇİM KAPISI DEĞİLDİR!

İnancımızla (Yolumuz) ilgili bütün tartışmalara, Aleviliğin ve kimi Alevi kurumlarının, bazı arkadaşlarımızın seçim ve geçim kapısı haline gelmesi gerçeğinin neden olduğunu düşünmekteyim. Bazı kurumlarımız (ki, büyük çoğunluğuna ‘iyi ki, varsınız, baş tacımsınız’ diyorum) bu amaçlar adına yıllardır kullanıldı, direnenler düşmanlaştırıldı, “işbirlikçilik, karşı devrimcilik, ajanlık” gibi iftira ve karalamalarla itibarsızlaştırılarak haysiyet cellatlığı yapıldı, uzaklaştırıldı. Yazarken bile hicab duyuyorum ama bu yöntemlerden de sonuç alınmaması halinde tehdit edildi!

Ve kafalarda dank etti; anlaşıldı ki, nasipsizlerin salt Alevilikle değil, solculuk, demokratlık, adamlıkla da ilgileri yokmuş…

Dolayısıyla, geldiğimiz süreçte Alevilik, geleneksel kabullerinden arındırılmak istendi, siyasete endekslendi, farklı tariflerle izah edildi, Yol’un direkleri-dorukları, mürşitleri tartışmaya açıldı ve enerjimiz bu tartışmalara hasredildi. Sanki görünmez bir el, “siz bununla oyalanın” dercesine Alevilerin ortasına “Ali’siz fitnesini” boca etti. Ve biz bu fitneyle cebelleşirken, “atı çalanlar Üsküdar’ı çalmakla” kalmayıp, neredeyse geleceğimizi de çaldı…

Oysa tarih, teoloji, eğitim, kentleşmeden kaynaklı; ocak, dede, pir, mürşit hiyerarşisinin büyük ölçüde kaybolması ve adaptasyon (reform) gibi alt başlık diyebileceğimiz pek çok müşkülümüz çözüm beklemektedir. Öğretimiz, gençlere aktarılamamaktadır. Kamuda çocuklarımıza iş-aş verilmemekte, inancımız-ibadethanemiz halen tanınmamakta, ülkemiz-geleceğimiz kuşatılmaktadır.

Üniversite çevreleriyle, akademiyle, bilimle hercümerç olmayan Yol, ziya verir mi; ışıtır mı? Bilimle gidilmeyen Yol’un sonunun nereye varacağını söylemeye gerek var mı? Yol’un, Evreni ışıtması bir yana; neredeyse ışığını kaybetti!

YOL, NE GEÇİM KAPISIDIR, NE DE SEÇİM…

Kurumlarımız, sorunlarımızın çözümü adına mücadele etmek için vardır. Siyasal tartışma, kişisel beklenti ve kurumlarımızı şahısları adına kullanma çabası, söz ettiğim alt başlıkların üstünü öyle bir örttü ki, YOL’a dair sağlıklı çalışma yürütmek ve sonuç almak mümkün olamıyor, patinaj devam ediyor. İnanç, gönül işidir, itikat işidir; gönüllere giremez, birleyemezseniz, mahkeme kararıyla birleşemezsiniz…

Bu yüzden ivedi sorun; inanç kurumlarımızı, inanmayan ve fakat siyaseten kullanmakta ısrar eden ve geçim kapısı görenlerin hegemonyasından kurtarmaktır… Bu tasfiye gerçekleşmediği sürece, Aleviliğin felsefi temeli olan “muhabbet” adabı hayat bulamayacak, yapay tartışmaların ve bölünmelerin ardı arkası kesilmeyecektir.

Büyüklerimiz, eli öpülesi dedelerimiz derdi ki; “yuyucu pak olmazsa, yuduğu pak olmaz!”

TEHLİKEYE DİKKAT!

Siyasal İslam, ülke sathında ağlarını örmeye devam etmektedir. Aleviler, müşküllerini geride bırakmayı beceremezse, yakın vadede salt inançlarını kaybetmekle kalmayıp, fiziki anlamda da varlık-yokluk sorunuyla karşı karşıya kalacaktır. Bu zihniyetin bir seçim daha kazanması halinde, Hz. Hamza’nın ciğerlerini söküp kanlı kanlı çiğneyen anlayışın, Suriye coğrafyasındaki kanlı deneyimlerini, coğrafyamızda da uygulamaya koyması yakın ihtimaldir. Dersim, Maraş, Sivas, Çorum gibi kentlerde gördüğümüz kıyımların gerçek nedeni unutulmamalıdır…

O yüzden “yakın tehlike ya da ihtimal” derken mugalâta yapmıyorum! Herkes aklını başına almalıdır.

Aleviler, Türkiye demokrasi güçlerinin büyümesi, bilinçlenmesi bağlamında, demokrasi-laiklik mücadelesinde aktif rol almalı, azami çaba göstermelidir. Ve ayrışmaktan-gettolaşmaktan sakınarak, mutlaka demokratik-laik kitle içinde yer almalıdır.

“Alevilere de bütçe, dedelere de maaş” diyerek, laikliğin evrensel kıstaslarını zaafa uğratacak söylem ve eylemden kaçınmalı, laikliğin yaşam kadar değerli ve vazgeçilmez olduğunu fark etmelidir. Hangi şartlarda olursa olsun, içinde yer aldıkları çevre ve oluşumun yasal olup-olmadığına dikkat etmeli, yaşamında hiçbir yasa dışı oluşuma yer vermemelidir.

Dostlar; geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğinde çok bedel ödedik! Neredeyse her aileden en az bir kişi ya öldü, ya da işkence sonucu elini-kolunu, aklını kaybetti, cezaevlerinde çürüdü, işsiz-aşsız kaldı veya mülteciliğe mahkûm oldu.

Bu bağlamda Aleviler, 1960-70, 80’li yıllarda yaşanan ve faturanın tamamına yakınının sırtımıza yüklendiği siyasi deneyimin ışığında, “macera” diyebileceğimiz marjinal savrulmalara, bir daha başvurmamak üzere son vermelidir.

Büyük resme bakıp meseleyi derinlemesine analiz edebilen Alevi canlar dikkatli olmalıdır. Çocuklarını ve geleceğini korumak adına, yurt içinde ve dışında sayıları az da olsa bizi yeni mecra ve maceralara çekmeye veya gençlik heveslerine kurban etmeye çalışanlara, karşı durmalı, yeni kırım ve kırılmalara neden olacak yaklaşımlara izin vermemelidir.

Yukarıda yazılanlar; firavuna, diktatöre, haksıza, hukuk tanımayanlara karşı direnmeyeceğimiz, demokrasi güçleriyle birlikte sokağa çıkmayacağımız, meşru ve yasalardan kaynaklı haklarımızı kullanmayacağımız anlamına gelmez elbette…

Yakın tehlikeyi göremeyen, insanını sakınmayan, önlem düşünmeyen, Aklı-öngörüsü olmayan, tarih teoloji bilmeyen, hangi mecralara savrulduğunun farkında olmayan insandan yönetici olmaz! Tekrar ediyorum; “Yuyucu pak olmazsa, yuduğu pak olmaz…”

Alevilerin bayrak ve sınır sorunu yoktur! Dolayısıyla sorunu olanlarla da işimiz, işbirliğimiz, yakınlığımız olmaz; olmamalıdır! Bu ülke, bu coğrafya bizim! Bu coğrafya; erenler, evliyalar, babalar, dedeler, Yunuslar, Bektaş Veliler, Mevlanalar, Sarı Saltuklar, Baba İlyas-İdrisler, Dedekargınlar, Ede Balılar, Geyikli Babalar, Bedreddinler, Kalender Şahlar, Pir Sultanlar coğrafyasıdır. Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye tarihine bakıldığında görüleceği üzere biz, bu devletlerin yabancısı değil, en asli unsuru ve kurucusuyuz. O nedenle ayrımcı-ayrılıkçı oluşumlardan, Selefilerden, dincilerden ve ırkçılardan kesinlikle uzak durmalıyız!

Bir yere gitmeyiz; “yerli ve milli” olan biziz, buradayız, kalıcıyız!
Çeşitli dalaverelerle geçici de olsa ülkeye-yönetime egemen olsalar da, bizi ötekileştirip-dışlamaya çalışan devşirme ve dönmelerin alın terimizi ilânihaye sömürmesine izin vermeyiz! Her kim ki, kendisini bu ülkenin asli unsuru sayıyor, birlik-bütünlük içinde yaşama saygı duyuyor, “Alevi-Sünni, Türk-Kürt, Laz-Çerkez” demeden ülkenin refahı için samimiyetle çalışıyorsa, bütün içtenliğimizle kucaklaşırız ama laik, demokratik, sosyal hukuk devleti ilkelerini sindirmesi kaydıyla…

ERENLERDEN KULAKLARA KÜPE OLACAK BİR DEMET NEFES:

“Arifler hem arıdır, hem arıtıcı…”
“Eğri odundan, doğru tahta çıkmaz…”
“Yuyucu pak olmazsa, yuduğu pak olmaz…”

Aşk ile…

28.01.2019
Murtaza DEMİR

Leave your vote

Daha Fazla Göster

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy