Makale

ATATÜRK’ÜN HUZUR BULDUĞU, “BİLİNMEYEN KÖŞKÜ”

Şehrin büyük binalarının arasında kalmış, kasıtlı olarak unutulmaya terk edilmiş bir yapı. Veya günümüz yönetim anlayışından arlanıp-saklanmış, koca bir ülkenin kuruluşuna tanıklık etmiş bir kulübe; Ata’nın “yazlık köşkü”

Sinem sizin için okusun
Harun sizin için okusun

ATATÜRK’ÜN HUZUR BULDUĞU, “BİLİNMEYEN KÖŞKÜ”
“Hizmetlinin evi, Ata’nın kulübesinden büyük…”

Şehrin büyük binalarının arasında kalmış, kasıtlı olarak unutulmaya terk edilmiş bir yapı. Veya günümüz yönetim anlayışından arlanıp-saklanmış, koca bir ülkenin kuruluşuna tanıklık etmiş bir kulübe; Ata’nın “yazlık köşkü”…

“Köşk” dediysem öyle Marmaris, Ahlat, 1000 odalı saraylar, külliyeler aklınıza gelmesin.

Kendi parasıyla yaptırdığı, yorulduğunda gidip kahve içtiği, harpten yeni çıktığı için fakr-u zaruret içinde olan halkının dertleriyle dertlendiği, efkârlandığında dem aldığı minik bir kulübe…

Şimdilerde arayanı, soranı yok!
Bakımsız, kimsesiz, garip…
Kir-toz içinde…
Kuruyup kesilmeyen otların, yıkılmaya yüz tutmuş ağaçların arasında…

Bir görevli arıyor; “kulübenin içini göreyim” istiyorsunuz; yok, kapalı…

Ankara-Söğütözü’nde…

Çevresinde dev binalar, AVM’ler yükselmiş…

Hangi binalar mı?
Bir plaza…
Bir hastane…
Meşhur Laila’nın yerine kurulan restoran Şahhane…
Ve hepsinden görkemlisi; AKP Genel Merkezi…

Biri tevazuun, diğerleri görmemişliğin simgeleri gibi duruyor.

Hüzünleniyor, kızıyor, ağlamaklı oluyorsunuz ama nafile; suyun başı fena tutulmuş… Kin duyan, nefret edenleri anlıyorsunuz da; “kurucusu olduğu parti neden ilgisiz ve neden bunca vefasız” diye düşünmekten edemiyorsunuz!

Öyküyü Nezihe Araz’dan dinleyelim: Yıl 1926…
Gazi, Orman Çiftliği projesi üzerinde çalışıyor. Bir akşam işi erken bitiyor; “Hadi etrafta biraz dolaşalım” diyorlar. Yürüyüş sırasında Söğütözü’nü keşfediyorlar.

Çorak kentin ortasında yeşermiş bir söğüt ormanı bulmak, Gazi’yi sevindiriyor.

Ağaçlar arasında gezerken Rumeli şivesiyle “Şu söğütlerin içinde küçücük bir ‘kolibam’ olsaydı” diyor.

Yanındakiler; “Bundan kolay ne var Paşam, iki günde yaparız” diyor.

Yahu çocuklar diyor Gazi, “burada küçücük bir koliba yapabilmek için kaç söğüt sökmemiz lazım biliyor musunuz?”
Ziraat Mektebi hocalarından biri lafa giriyor:

“Paşam… Söğüt uysal ve barışçı bir ağaçtır. Kolay yeşerir, kolay büyür. Buradan sökeceğimiz söğütleri başka bir yere dikeriz, sularız, gübreleriz, bir-iki ay içinde tutar bu ağaçlar… Bu benim işim zaten.”

Gazi bir süre düşünüyor ve “peki, ağaçları söküp-dikerken ben de bulunacağım” diyor.

“Söğütözü sarayı”
Ertesi gün çalışma başlıyor. Ziraatçi hoca ve işçiler çalışıyor; yer değiştiren söğütlerin suyunu veriyor. Sonra bir Macar ustasına küçük kulübe ısmarlanıyor. Kerpiç “Söğütözü sarayı” tek katlı olacak; tek odalı, tek kapılı, iki pencereli…

Çabucak bitiyor kulübe…
İçine bir şömine konuyor; bir minik sedir, bir hasır koltuk, bir küçük masa, bir sehpa ve petrol lambası…

Yere de Zübeyde Hanım’dan kalma bir Lâdik halısı…
Hepsi bu…

Sonra yanına bir de hizmetli kulübesi yapılıyor; o kulübe, Gazi’nin kulübesinden biraz büyük oluyor.

Gazi, 1926’dan sonra, yalnız kalmak istediğinde, gelip “koliba”sına sığınıyor.

Bize bir ülke bahşeden, demir ağlarla ören, binlerce fabrika-liman-işletme bırakan ve “muasır medeniyeti” hedef gösteren büyük öndere ve arkadaşlarına saygıyla….

26.01.2020
Murtaza DEMİR

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.

Kapalı
Kapalı