Makale

BİLMEDİKLERİMİZ. RAKAMLARIN DİLİ.

Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Öğrenebilmek içinde, her konuda yazılmış olan kitapları okumak gerekmektedir.

BİLMEDİKLERİMİZ. RAKAMLARIN DİLİ.

Süleyman Güdül

 

Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Öğrenebilmek içinde, her konuda yazılmış olan kitapları okumak gerekmektedir.

Ben her şeyi bilirim diyerek, bizim eski muhtar gibi Google’ luk yapmak, ancak insanın kendisini kandırmaktan başka bir şey değildir. Bir insanın her şeyi bilmesine imkan yoktur dur. Konuştuğumuz ana lisanımızı bile tam bilmemekteyiz. İşte bende, yıllarca yaşadığım  Suudi Arabistan’da  Arapça lisanını öğrenebilmek içim medreseye gittiğim halde, maalesef rakamların dilini öğrenememişim.

Geçen akşam, eski bir kadim dostum olan ve yıllarca Sinop’ta beraberce gazetcilik mesleğini yaptığımız arkadaşım Basri Özgen’den bir maille aldım. Suudi Arabistan’da öğrenemediğim rakamların dilini ondan öğrenmiş oldum. Meğer Arapçadaki rakamların gerçek anlamları varmış. Kendisine çok teşekkür ederim. Hz. Ali , “Bana bir kelime öğretenin kırk yıl kulu kölesi olurum” derken öğrenmenin sonsuzluğunu ifade etmiştir.

Bana gönderilen bu maili bende sizlerle paylaşmak ve bilmediklerinizi öğrenmenize yardımcı olmak istedim.

MalumunuzMısır’daki darbecilerin katliamı sonrası sembol haline gelen Rabia işareti Müslüman kardeşlerin bir işareti olarak Türkiye sınırlarımız içine girmiştir. Kendini çok akıllı zanneden bazı yetkililer ise, hemen Rabia’yı sahiplenerek, millete Rabia aşısı yapmaya kalkmışlardır.

Eskiden Arap kültüründe kız çocuklarına değer verilmez ve onlara birer numara verirlermiş. Rabia Arapçada “dördüncü, dört” anlamına gelen bir kelimeymiş.

1- (Vahid) Vahide isim değil, birinci kız demekmiş. Araplar ilk doğan kız çocuğuna o adı verirlermiş.

2-(  İsnân  )Saniye, ikinci kız demekmiş. İkinci kızı olarak dünyaya gelen kız çocuğuna verilirmiş.

3-  ( Selâse )Selase ve Bite isimleri ise, üçüncü kız demekmiş. Yani üçüncü kız olarak doğan kızlara verilen bir admış.

4- ( Erbea  )Rabia da dördüncü demekmiş. Bu numara, dördüncü kız olarak dünyaya gelen kız çocuklarına verilen bir admış.

Bizimkiler, Rabia işaretini dini içerikli bir isim olarak kabul edip, halka empoze etmişlerdir.  Halbuki Araplar, değersiz gördükleri kız çocuklarına böyle numaralar vererek  kızlarının değersizliğini ifade ederlermiş.. Yani, Rabia dini içerikli olmayıp, değersiz anlamında Arapların dördüncü kızlarına söyledikleri bir numaradan ibaretmiş.

Dünya kurulduğundan itibaren,  kız çocuklarını toprağa gömme kültürüne tek sahip olan bir millet Araplar olmuşlardır.

Müslümanlık dininden ve kuranın emirlerinden uzak, her türlü olumsuzluğun,  hüküm sürdüğü Arap yarım adasında, dini kendi çıkarlarına alet ederek, insafsız ve ahlaksızlığın hüküm sürdüğü bu kültürde, Arap erkeklerinin gerekçeleri, kız çocuklarının egemenlerin ellerine düşerek kötü yola düşmelerini önlemekmiş. “İnsanın fikri neyde zikri de odur” derler, tamda bunlara göre. Onlar kız çocuklarını kuma gömerken, Türkler kız çocuklarına büyük önem vermişler.

 

Eski Türkler, kızları insan yerine koyarak, insan hakları açısından çağdaş kültürün örneklerini vermiş bir ulustur. Eski Türkçe ’de namus sözcüğü yoktu. Çünkü, Türkler namussuzluk nedir bilmezlermiş. Eski Türk kültüründe, kadın el üstünde tutulurmuş.

Türk geleneğinde kadın anneydi, kadın arkadaş ve sevgiliydi.  Ne zamanki Türkler Müslüman oldu, kadınlar kadın olduklarına pişman oldular. Türkler Arap kültürüyle tanıştıktan sonra, kadın birçok haktan yoksun olduğu kadar,  kadın dövmek de olağan olmuş..

Cengizhan bu konuda çok güzel bir söz söyleyerek, kadının önemini tarif etmiştir. “Ben sizin han’ınızım” eşini göstererek “ Buda benim han’ım” sözleri, dilimize yerleşen “Hanım”  kelimesini göstermektedir. Nurlar içinde yat Atam. Sen olmasaydın, bu yobaz Arap kültürü kadınlarımıza dünyaya geldiklerine pişman etmiş olacakmış.

Cengizhan’ın dediği gibi, kadın evin han’ıdır.

 

ARA SIRA BİRAZDA GÜLELİM

Temel bir gün hastaneye gitmiş. Bakmış orada adamın bir tanesi hüngür hüngür ağlıyor, “Kardeş hayırdır? Ne oldu, neden ağlıyorsun?” demiş. Adam Temel’e bakmış ve demiş ki: “Ben ağlamayım da kim ağlasın! Kan tahlili yaptıracaktım bak parmağımı kestiler.”. Bu sefer de Temel ağlamaya başlamış. Adam şaşkın şaşkın Temel’e bakmış ve sormuş! İyi de parmağı kesilen benim sen niye ağlıyorsun? Temel, “Ah kardeş hiç sorma” demiş. “Ben de idrar tahlili yaptıracaktım!”

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Süleyman Güdül

Ben, aslen Alucra’nın koman köyü ışıklar mahallesinden,Osman Güdül den olma, aynı köyün Petek sülalesinden Hüsnügül Güdül den doğma olup , 16.08.1945 nüfus kütüğüne kız kardeşim ile ikiz olarak yazılmıştır. Babam rahmetli Osman Güdül, din konusunda oldukça bilgili olup Farsça ve Arapça lisanlarına da en az Türkçe kadar vakıf olmasından dolayı, başkalarının tercümelerinden ziyade kendi yorumlarıyla etrafına Kuranı ve dini anlatmaya çalışırdı. Herkes tarafından sevilen sayılan, dinsel konularda oldukça bilgili bir kişi olmasında dolayı, mutaassıp gurup tarafından “ Şıh Osman ” olarak adlandırıldığı halde, kendisi müthiş bir Atatürkçü ve demokrat bir düşünceye sahip olmasından dolayı bu lakabı asla kabul etmemiş, sadece insanları kırmamak için o şekilde hitap etmelerine müsaade etmiş olup, eski bir koyu Demokrat partili olmasından dolayı da, siyasi görüşlüler arasında kendisini “Demokrat Osman” olarak anarlardı. Her oturduğu kahvehaneye kütüphane koyduran ve her konudaki kitabı kuran gibi ezberlemeden asla kütüphanedeki yerine koymayan, bir zat olarak da anılırdı. Ben bu ailenin 7 çocuğunun ilki olarak dünyaya geldim.. Çocukluk ve gençlik yıllarımın tamamı Samsunda geçti. Bütün kardeşler Samsun doğumlu olup, kütük Samsun olmasına rağmen, maalesef benim doğum yerim Koman olarak kayıtlara geçmiştir.. İlk okulu Samsun Dumlupınar ilk okulunda ve sonrada Samsun Ticaret Lisesinde okudum. Yıllarca üniversiteye gitmeyi hiç arzulamadım. Yüksek mevkilerde olduğum sürelerde dahi, üniversite diplomasına hiç ihtiyacım olmadı. Fakat şu an Anadolu Üniversitesi Anadolu üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi mezunu. 1955 yılında ilk olarak, Samsun’da bir mahalli gazetenin okul muhabirliğini üstlendim. Hayatım boyunca Türk Basının bir neferi olarak çeşitli gazetelerde çeşitli görevlerde bulundum ve 30 yıldır da bazı gazetelere köşe yazarlığı yapmaktayım. Uluslar arası çıkan bir gazetenin de yazarlığını ve Türkiye temsilciliğini yaptığımdan dolayı, dünyanın birçok ülkesinde, gazeteler ve gazetelerin internet sayfaları sayesinde oldukça yüksek sayıda okurum mevcut. Bazı ulusal gazetelerde muhabirlik yaptığım gibi bölge temsilciliklerim de olmuştur. Ayrıca, Ankara rüzgarlı sokakta bulunan Halkçı matbaasında bir firma adına Türkiye Müteahhitlerinin Sesi Gazetesini çıkartım. 1973 yılında birkaç arkadaşımla birlikte ilk defa Karadeniz Gazetecileri Cemiyetini Samsunda kurulmasına öncülük yaptım ve yönetiminde aktif görev almıştım. Gazetelerde yayınlanmış hikaye ve romanlarımın yanı sıra baş rolünü oynadığım Foto romanım da bir mahalli gazetede yayınlandı. Ayrıca bazı romanlarımda kitap olarak satışa sunulmuştur. Yıllar önce Kelebek gazetesinin açtığı bir yarışmada, fotoroman hikayesi ve senaryosu dalında 2.çilik ödülü aldım. Sinema film senaryo yazma tekniği konusunda hocam rahmetli Bülent Orandan çok şeyler öğrendim. Talebelik dönemlerinde Samsun radar üssünde çalıştım ve sonra bazı nedenlerden dolayı bir müddet İstanbul da yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştım. 1965 yılında Askerlik nedeniyle İstanbul hayatını noktalayarak Samsun ’a döndüm. Bir yıl askerliğini önemli bir nedenden dolayı erteleyerek 1966 yılında Deniz Kuvvetlerinde askerlik görevini Denizci çavuş olarak Nusret gemisinde tamamladım.. Askerlikten döndüğümün haftasında, Samsun radarı personel müdürü tarafından Sinop ’ta ki radar üssünde göreve başlatıldım. Böylece askerlik dönüşü iş bulamam korkusu yaşamadım. Askerliği esnasında, ( 7.7.1967) nişan ve nikahını Ordunun Mesudiye ilçesinden olan Amil Türk kızı Şakire Güdül ile gerçekleştirdim. Sinop’ta işe başlayınca, Sinop Radar üssü Personel Amiri sayın arkadaşım Yalcın İpbüken’in tavsiyelerine uyarak, aile arasında gerçekleştirdiğim bir törenle, evlilik yaşamına ilk adımını attım. Sinop Amerikan radarında ki çalışma hayatımın yanı sıra, Yeni İstanbul ve Hürriyet gibi ulusal gazetelere muhabirlik yaparak da sürdürdüm. Önemli haberlere imza attım. Bilahare Türk Haberler Ajansına muhabir olarak geçtim. 1973 yılında Sinop radarındaki işimden ayrılarak Samsuna yerleştim ve tamamen gazetecilik mesleğini yapmaya başladım. Bir mahalli gazetede idare müdürü ve köşe yazarı olarak ve THA muhabiri olarak görevimi sürdürdüm. 1975 yılında rahmetli Faruk Sükan 'ın davetlisi olarak Ankara ya çağrıldım. Demokratik Partinin yayın organı olan Zaman gazetesinin Karadeniz Bölgesi sorumlusu oldum. Daha önce çalıştığım Amerikan şirketinin Türkiye temsilcisi tarafından acilen Ankara’ya davet edildim. Ankara ya geldiğimde aldığım bir teklifle gazetecilik mesleği bir müddet noktaladım. Çünkü 3-4 gün içinde Suudi Arabistan’da görev başında olmamı istemişti. Artık benim için yeni bir hayat başlamıştı.. Amerikan şirketinin Suudi Arabistan da bulunan genel müdürlüğünde personel genel müdür yardımcısı olarak göreve başladım ve sonra ki yıllarda daha üst makamlara çıkarak 1978 yılında şirket bünyesinde, yılında adamı unvanını aldım. Genel merkezde tek Türk olarak görev yaptım, Türkler ve diğer ülke işçileri hep Bölgelerde çalışıyorlardı. Bilahare, Amerikan Hava kuvvetlerine ait Northrop firmasında üst düzey yöneticilik görevlerinde bulundum. Suudi Arabistan ’a gitmemle Ailem de de Antalya ya yerleşmiş oldu. 1979 yılında Suudi Arabistan’da ki görevimden , Türkiye’de halletmesi gereken bazı işlerim nedeniyle, görevimden istifa ederek Antalya ya döndüm ve BİGS inşaat şirketini kurarak inşaat hayatına atıldım.Tam 30 yıl inşaat müteahhitliği yaptım. 8 dönem Antalya İnşaat müteahhitleri Derneği Genel Sekreterlik görevini yaptım ve bazı gazetelere köşeler yazmaya başlamış oldum. Belediye meclis üyeliğinin yanı sıra ticaret odası yönetiminde de görev aldım. Siyasi hayatına DYP. de devam ettim ve GP. Merkez İlce Başkan yardımcılığı ile de, noktalamış oldum. Çalışma, Görev ve Turistik olmak üzere tam 51 ayrı ülkede bulundum. İngilizce ve birazda Arapça bilirim. 4 kız, 1 oğlum ve 7 torum var. 2008 yılında ticari hayatımı noktalayarak, sadece çeşitli gazetelere köşe yazıları ve roman yazarak iki yıldır Alhzaimer ve Parkinson hastası olup iki defa beyin kanaması geçirdikten sonra yatağa bağlı olarak yaşamını sürdüren eşime yardımcı olarak günlerim geçmekte. Aktif bir yaşamı severim. Ayrıca ben ve eşim, hayvanlara tutkumuzdan dolayı da, halk tarafından tanınmaktayız. Antalya’da yaşıyorum ve dostlarıma kapım her zaman açıktır. Her konuda insanlara yazılarımla yardımcı olmak isterim. İsteyen, e-mailimden bana ulaşabilir. suleymangud@yahoo.com.

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.