Makale

BUDA OLUR MU ? DEMEYİN .

Seçimler yanaştıkça partilerin çalışma tempoları hızlanır.  Adeta seçimin kazanılması için her türlü iftira ve çamur atmak, bazı çıkarcılar için mubah sayılır. Adeta birçoğu, Müslüman olduğunu unutarak Deistlik yaparak kendisini satmaya çalışır.

BUDA OLUR MU ? DEMEYİN .

Süleyman Güdül

Seçimler yanaştıkça partilerin çalışma tempoları hızlanır.  Adeta seçimin kazanılması için her türlü iftira ve çamur atmak, bazı çıkarcılar için mubah sayılır. Adeta birçoğu, Müslüman olduğunu unutarak Deistlik yaparak kendisini satmaya çalışır. Tıpkı yıllarca Türk siyasetinde bakanlık yapmış bir zatın ”Ruz-i mahşerde,  yine sizin beraat belgelerinizden biri olacaktır AKP kimlikleriniz” diyerek, Allahın adı  ile milleti aldatarak, amacına ulaşmayı kar saymakta. Ayrıca, adeta Allahın adını kullanarak milletin dinsel yönünden fayda sağlamak için tehdit edercesine, onların gözlerini korkutmaya çalışmıştır. Yaptığı  Allaha şirk koşmaktan başka bir şey değildir. Allah’ı kendi tekelinde zannederek, Allah adına AKP. kimlik kartını taşıyanların, rahatlıkla cennete gideceklerinin imasında bulunması  insanların aklıyla oynamaktan başka bir şey değildir. Halbuki, cennete kimin gideceğini  peygamberler bile bilememiş  ve o sözü kimseye vermemişlerdir. Sadece insanların doğru yolda olmalarına ve insan gibi yaşamalarına  ışık tutmuşlardır. Kendini Müslüman zanneden Deistler, haklıda kandırarak kendilerine benzetmeye çalışırlar.  Gafil bilmez mi ki, kim ki yalan konuşursa, o cennete değil cehenneme gidecektir. Halbuki, yalan konuşanın yalanına inanlarda onun günahlarında pay alırlar. Ayrıca Allah bir tanedir.  Kainatta bulunan tüm canlıların Allah’ıdır. Kainat Dünyadan ibaret değildir. Yani her dilin, her dinin, her rengin Allah’ı aynı Allah’tır. Hiçbir zaman ondan ayrıcalık yapması beklenemez. Ayrıcalık yapmasını ondan istemek, cehaletin ta kendisidir. Ne bir Müslüman, nede bir Hıristiyan ondan ayrıcalık yapmasını isteyemez. Çünkü, her ikisinin de tek yaratıcısı o Allah’tır. Diyanet asli görevini yaparak, parti kimlikleriyle cennete gidilemeyeceğini ve  insanlara kimin Müslüman olacağını, kimin kendini Müslüman olarak gösterip de, aslında onların Deist olduklarının fetvalarını vererek, halkı bu konularda aydınlatması gerekmez mi ?. Diyanet bu konuları açıklamaktan korkmamalı. Ayrıca, Allah’tan başka kimseye biat edilmeyeceğini ve Allah’tan başkasından korkulmayacağını insanlara öğretmelidir.

Biz konumuza dönelin; Bakalım 17 yıldır çekilen çile sonlanacak mı ?, yoksa AKP ile yola devam diyerek, bu millet laik olduğu şekilde mi yönetilmeye devam edecektir ?Bunun kararını da millet verecektir.

Bugünlerde, sokakta rastladığım bazı AKP.lilerin, hemen hemen hepsinin tek bir konuda birleştiklerini gördüm. Buda bana, bu ülkede olmayacak şeyin imkansızlığından söz etmenin, gücü elinde tutanda olduğunu göstermekte.

Sokaktaki AKP. yanlılarının övünerek birleştikleri tek konu şu. “Bizim liderimiz reis ve bu ülkede de her konuda onun emri geçerlidir. Muhalefet partileri eline şeker verilmiş çocuk gibi sevinsin, koşa koşa büyük şehirleri alsınlar. Sonunda bizim reis, onlara bir Nisan şakası yaparak, tüm büyük şehir belediyelerini, ellerinden kayyum atayarak alacak. Bunu da reisin kolaylıkla yapacağını herkes bilir. Reis kolay kolay bu ülkeyi onlara teslim etmez”. Onlara tek bir soru sordum  “Peki Reis değilmiy di  “seçimle gelen seçimle gider” diyen. Yoksa o söz sadece onun için mi geçerli ?.” Diğerleri istedikleri kadar seçimle gelsinler, onların kaderi reisin iki dudağının arasında.”  dediklerinde, biranda kanım dondu ve kendi kendime “ ;Vah benim ülkem !.Bunlar ne diyor, olur mu bu ?.” diye hayıflandım.

Haklısınız, bu ülkede olmaz diye bir şey kalmadı. Adaletin yok olduğu ülkelerde, reisler atlarını rahat oynatırlar. Allah bu ülkenin sonunu hayırlı etsin, kaygım çok büyük.

 

ARA SIRA BİRAZDAGÜLELİM

Şu koca tasla

Nasreddin Hoca , yeni öğrencilerine [mollalarına] dünya ve ahireti genel anlamı ile anlatmaya, kavratmaya çalışmış.

“Ahiret hayatımızın tarlası dünya hayatımızdır. Burada kazanırken usulüne uyarsak orada da biriktirmiş oluruz. Herkes önceden, buradan ne gönderdi ise orada karşılığını bulur. Hiç bir işimiz, amelimiz karşılıksız kalmaz.vs.” diye anlatmış.

Bakmış mollalarda gevşeklik ve uyku hali var. Vakitte öğle yemeği vakti :
– “Haydi çocuklar, ders tamam. Namazımızı kılar kılmaz hep beraber bizim eve etli pilav ve yoğurt yemeye gidelim” demiş.

Hocanın evine gelmiş, salona doluşmuşlar. Hoca içeriye, Karısına seslenmiş;
– “Hatun hep beraber etli pilav ve yoğurt yemeye geldik.”

İçerden Karısı :
– “Aman efendi, Evde o kadar ne pirinç, ne et, ne yağ ne de yoğurt var. Hatta o kadar yemeği pişirebilmek için odun bile yok.” diye seslenmiş.

Hoca içeri gitmiş. Eline koca bir kazan, bir kepçe, koca bir tepsi, büyük bir yoğurt bakracı ve bir sürü kaşık alarak salona gelmiş.
– “Kusura bakmayın çocuklar” demiş. “Eve yeteri kadar et, pirinç , yağ, süt ve odun getirebilmiş olsaydım, şu koca kazanla pişirip , bunlarla da sizlere ikram edebilecektim” ! …

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Süleyman Güdül

Ben, aslen Alucra’nın koman köyü ışıklar mahallesinden,Osman Güdül den olma, aynı köyün Petek sülalesinden Hüsnügül Güdül den doğma olup , 16.08.1945 nüfus kütüğüne kız kardeşim ile ikiz olarak yazılmıştır. Babam rahmetli Osman Güdül, din konusunda oldukça bilgili olup Farsça ve Arapça lisanlarına da en az Türkçe kadar vakıf olmasından dolayı, başkalarının tercümelerinden ziyade kendi yorumlarıyla etrafına Kuranı ve dini anlatmaya çalışırdı. Herkes tarafından sevilen sayılan, dinsel konularda oldukça bilgili bir kişi olmasında dolayı, mutaassıp gurup tarafından “ Şıh Osman ” olarak adlandırıldığı halde, kendisi müthiş bir Atatürkçü ve demokrat bir düşünceye sahip olmasından dolayı bu lakabı asla kabul etmemiş, sadece insanları kırmamak için o şekilde hitap etmelerine müsaade etmiş olup, eski bir koyu Demokrat partili olmasından dolayı da, siyasi görüşlüler arasında kendisini “Demokrat Osman” olarak anarlardı. Her oturduğu kahvehaneye kütüphane koyduran ve her konudaki kitabı kuran gibi ezberlemeden asla kütüphanedeki yerine koymayan, bir zat olarak da anılırdı. Ben bu ailenin 7 çocuğunun ilki olarak dünyaya geldim.. Çocukluk ve gençlik yıllarımın tamamı Samsunda geçti. Bütün kardeşler Samsun doğumlu olup, kütük Samsun olmasına rağmen, maalesef benim doğum yerim Koman olarak kayıtlara geçmiştir.. İlk okulu Samsun Dumlupınar ilk okulunda ve sonrada Samsun Ticaret Lisesinde okudum. Yıllarca üniversiteye gitmeyi hiç arzulamadım. Yüksek mevkilerde olduğum sürelerde dahi, üniversite diplomasına hiç ihtiyacım olmadı. Fakat şu an Anadolu Üniversitesi Anadolu üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi mezunu. 1955 yılında ilk olarak, Samsun’da bir mahalli gazetenin okul muhabirliğini üstlendim. Hayatım boyunca Türk Basının bir neferi olarak çeşitli gazetelerde çeşitli görevlerde bulundum ve 30 yıldır da bazı gazetelere köşe yazarlığı yapmaktayım. Uluslar arası çıkan bir gazetenin de yazarlığını ve Türkiye temsilciliğini yaptığımdan dolayı, dünyanın birçok ülkesinde, gazeteler ve gazetelerin internet sayfaları sayesinde oldukça yüksek sayıda okurum mevcut. Bazı ulusal gazetelerde muhabirlik yaptığım gibi bölge temsilciliklerim de olmuştur. Ayrıca, Ankara rüzgarlı sokakta bulunan Halkçı matbaasında bir firma adına Türkiye Müteahhitlerinin Sesi Gazetesini çıkartım. 1973 yılında birkaç arkadaşımla birlikte ilk defa Karadeniz Gazetecileri Cemiyetini Samsunda kurulmasına öncülük yaptım ve yönetiminde aktif görev almıştım. Gazetelerde yayınlanmış hikaye ve romanlarımın yanı sıra baş rolünü oynadığım Foto romanım da bir mahalli gazetede yayınlandı. Ayrıca bazı romanlarımda kitap olarak satışa sunulmuştur. Yıllar önce Kelebek gazetesinin açtığı bir yarışmada, fotoroman hikayesi ve senaryosu dalında 2.çilik ödülü aldım. Sinema film senaryo yazma tekniği konusunda hocam rahmetli Bülent Orandan çok şeyler öğrendim. Talebelik dönemlerinde Samsun radar üssünde çalıştım ve sonra bazı nedenlerden dolayı bir müddet İstanbul da yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştım. 1965 yılında Askerlik nedeniyle İstanbul hayatını noktalayarak Samsun ’a döndüm. Bir yıl askerliğini önemli bir nedenden dolayı erteleyerek 1966 yılında Deniz Kuvvetlerinde askerlik görevini Denizci çavuş olarak Nusret gemisinde tamamladım.. Askerlikten döndüğümün haftasında, Samsun radarı personel müdürü tarafından Sinop ’ta ki radar üssünde göreve başlatıldım. Böylece askerlik dönüşü iş bulamam korkusu yaşamadım. Askerliği esnasında, ( 7.7.1967) nişan ve nikahını Ordunun Mesudiye ilçesinden olan Amil Türk kızı Şakire Güdül ile gerçekleştirdim. Sinop’ta işe başlayınca, Sinop Radar üssü Personel Amiri sayın arkadaşım Yalcın İpbüken’in tavsiyelerine uyarak, aile arasında gerçekleştirdiğim bir törenle, evlilik yaşamına ilk adımını attım. Sinop Amerikan radarında ki çalışma hayatımın yanı sıra, Yeni İstanbul ve Hürriyet gibi ulusal gazetelere muhabirlik yaparak da sürdürdüm. Önemli haberlere imza attım. Bilahare Türk Haberler Ajansına muhabir olarak geçtim. 1973 yılında Sinop radarındaki işimden ayrılarak Samsuna yerleştim ve tamamen gazetecilik mesleğini yapmaya başladım. Bir mahalli gazetede idare müdürü ve köşe yazarı olarak ve THA muhabiri olarak görevimi sürdürdüm. 1975 yılında rahmetli Faruk Sükan 'ın davetlisi olarak Ankara ya çağrıldım. Demokratik Partinin yayın organı olan Zaman gazetesinin Karadeniz Bölgesi sorumlusu oldum. Daha önce çalıştığım Amerikan şirketinin Türkiye temsilcisi tarafından acilen Ankara’ya davet edildim. Ankara ya geldiğimde aldığım bir teklifle gazetecilik mesleği bir müddet noktaladım. Çünkü 3-4 gün içinde Suudi Arabistan’da görev başında olmamı istemişti. Artık benim için yeni bir hayat başlamıştı.. Amerikan şirketinin Suudi Arabistan da bulunan genel müdürlüğünde personel genel müdür yardımcısı olarak göreve başladım ve sonra ki yıllarda daha üst makamlara çıkarak 1978 yılında şirket bünyesinde, yılında adamı unvanını aldım. Genel merkezde tek Türk olarak görev yaptım, Türkler ve diğer ülke işçileri hep Bölgelerde çalışıyorlardı. Bilahare, Amerikan Hava kuvvetlerine ait Northrop firmasında üst düzey yöneticilik görevlerinde bulundum. Suudi Arabistan ’a gitmemle Ailem de de Antalya ya yerleşmiş oldu. 1979 yılında Suudi Arabistan’da ki görevimden , Türkiye’de halletmesi gereken bazı işlerim nedeniyle, görevimden istifa ederek Antalya ya döndüm ve BİGS inşaat şirketini kurarak inşaat hayatına atıldım.Tam 30 yıl inşaat müteahhitliği yaptım. 8 dönem Antalya İnşaat müteahhitleri Derneği Genel Sekreterlik görevini yaptım ve bazı gazetelere köşeler yazmaya başlamış oldum. Belediye meclis üyeliğinin yanı sıra ticaret odası yönetiminde de görev aldım. Siyasi hayatına DYP. de devam ettim ve GP. Merkez İlce Başkan yardımcılığı ile de, noktalamış oldum. Çalışma, Görev ve Turistik olmak üzere tam 51 ayrı ülkede bulundum. İngilizce ve birazda Arapça bilirim. 4 kız, 1 oğlum ve 7 torum var. 2008 yılında ticari hayatımı noktalayarak, sadece çeşitli gazetelere köşe yazıları ve roman yazarak iki yıldır Alhzaimer ve Parkinson hastası olup iki defa beyin kanaması geçirdikten sonra yatağa bağlı olarak yaşamını sürdüren eşime yardımcı olarak günlerim geçmekte. Aktif bir yaşamı severim. Ayrıca ben ve eşim, hayvanlara tutkumuzdan dolayı da, halk tarafından tanınmaktayız. Antalya’da yaşıyorum ve dostlarıma kapım her zaman açıktır. Her konuda insanlara yazılarımla yardımcı olmak isterim. İsteyen, e-mailimden bana ulaşabilir. suleymangud@yahoo.com.

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.