GGG MEDYA

GGG MEDYA

0%
Makale

Diyanet Değil , Hıyanet !.

Bu ülkede yıllar önce gerçek bir Diyanet vardı. Eski Diyanet, laik devletin temeline dinamit koymaz ve din esaslarına yakışır şekilde görevini sürdürürdü. Dini asla siyasetin oyuncağı yapmadığı gibi,  Din işlerine karışmaya kalkan siyasilere de Müslümanlık dininin gerçek yüzünü öğretir, onlara gerekli dersleri verir ve ölülere hürmet etmeyi öğretirdi.

DİYANET DEĞİL , HIYANET !.

Süleyman Güdül

Bu ülkede yıllar önce gerçek bir Diyanet vardı. Eski Diyanet, laik devletin temeline dinamit koymaz ve din esaslarına yakışır şekilde görevini sürdürürdü. Dini asla siyasetin oyuncağı yapmadığı gibi,  Din işlerine karışmaya kalkan siyasilere de Müslümanlık dininin gerçek yüzünü öğretir, onlara gerekli dersleri verir ve ölülere hürmet etmeyi öğretirdi.

17 yıldır, Diyanet tamamen saf değiştirmiş olup, adeta dinden uzak dinin içini hurafelerle doldurmaya çalışan bir kuruluş olma yolunda. Böylece Diyanet diyanetlikten çıkmış, hıyanetlik yolunu seçmiştir. Tam 17 yıldır Diyanet yolunu şaşırmıştır. Hemen hemen her gün, hıyanetlik içeren beyanları medyada yer almakta.

Diyanet son yıllarda, sanki birilerinin istediği gibi dinin içine hurafelerle doldurup, adeta birilerinin emirlerini yerine getiren kurum olmuştur. Böylece kurucusu olduğu Atatürk’ten ve dinin gerçeklerinden hınç alır konuma gelmiştir. Müslümanlar yerine, Deistlere ışık tutma konumun da hareket etmektedir.

Türkiye’yi adeta laik devlet olma konumundan çıkartmak için, her türlü din dışı açıklama ve uygulamalarla siyasetin emrine girmiş ve adeta onların emir eri olmuş.

Diyanet tamamen kendi amaçlarının dışında hareket ederek adeta Diyanetten hıyanet olmaya terfi etmiş. Çünkü kendisini yoktan var eden,  Büyük Türk Milliyetçisi Ziya Gökalp’in önerisiyle, 3 Mart 1924 tarihinde Şer’iye ve Evkaf Vekâleti kaldırılarak yerine, 429 sayılı Kanunla, Başvekâlete bağlı Diyanet İşleri Reisliği, bugünkü adıyla Diyanet İşleri Başkanlığı 3 mart 1924 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuştur.

Bu gün diyanetin yaptığı en büyük vefasızlık, kendi kurucusu olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını camilerin hutbelerinden kaldırtmak ve ellerinden geldikçe de Atatürk düşmanlığı yaratmak olmuştur. Diyanet asıl çizgisinden saparak, birilerine maşalık yapma yolunu seçmiş ve Atatürk’e karşı olan vefa borcunu hıyanetle ödemeye kalkmıştır. O büyük insan, “Nerede bir ilim var  ise gidip o ilmi öğrenmek” gerekir derken, ülkede eğitim seferberliğinin olmasını ve eğitimsel kalkınmaya önem verilmesinden söz etmiştir.

Atatürk “ülkede eğitim arttıkça ülkede kalkınma olur. Din yobazların elinden arındırılmış olur ” diyerek, hurafelerle doldurulmuş din yerine, Kuranın ve Peygamberin istediği şekilde insanların benliklerine yerleşmiş olarak, insanların gerçek Müslüman olmalarını, Atatürk Diyanetten hep bunları istemiştir.

Evlatlarımızın eğitilmelerini istemeyen yobazlar ise kendilerine cahil bir zümre yaratarak, onları maşa olarak kullanmalarını amaçlamaktadırlar. Peygamberimiz bile “ilim cinde olsa bile gidip onu öğrenmek gerek ”diyerek, eğitimin önemine vurgu yapmıştır.

Şimdiki diyanet ise, ülkede birilerine yaranmak için, içi hurafelerle doldurulmuş bir dinin

temsilcisi olarak, insanların akıllarıyla oynayarak, çıkar peşinde koşmaktır. Kardeşi kardeşe düşürmek ve insanlar arasında ayrımcılık yaparak, yayınları vasıtasıyla beyinleri yıkayıp, insanlar arası dinsel düşman yaratmakta. İnsanların eğitimden uzaklaşarak onları köle gibi kullanabilmek için “Eğitim seviyesi arttıkça, dinden uzaklaşıyorlar “diyerek, aileleri eğitim kuruluşlarında uzaklaştırıp, gençlerin okumaları yerine kuran kurslarına ve camilere gitmelerini önermesi ise, Diyanetin ne denli dine karşı hıyanet içinde olduğunu görmemek, insanın kör olması demektir. Korkunun ecele faydası yoktur. Bu ülke geçliği, sizlerin sözünü tutma yerine okuyacak ve eğitimli gençler olarak, sizlerin ne denli kendilerini kandırmaya çalıştıklarını görecek ve ülkeye eğitimli gençler olacaklardır.

Sağ olsun, diyanet sayesinde ülkede deistler çoğaldı.

 

ARA SIRA BİRAZDA GÜLELİM

 

İp olur

Köylüler EYYÛB ismini, Eyip, İyip, iyp gibi bozuk şekilde telâffuz ediyorlarmış.

Bir gün Nasreddin Hoca vaazında:
– “Ey Müslümanlar! Oğlunuz olursa adını sakın Eyyûb koymayın. Halkın dilinde çokça söylene söylene, incele incele İp olur” demiş.

 

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Süleyman Güdül

Ben, aslen Alucra’nın koman köyü ışıklar mahallesinden,Osman Güdül den olma, aynı köyün Petek sülalesinden Hüsnügül Güdül den doğma olup , 16.08.1945 nüfus kütüğüne kız kardeşim ile ikiz olarak yazılmıştır. Babam rahmetli Osman Güdül, din konusunda oldukça bilgili olup Farsça ve Arapça lisanlarına da en az Türkçe kadar vakıf olmasından dolayı, başkalarının tercümelerinden ziyade kendi yorumlarıyla etrafına Kuranı ve dini anlatmaya çalışırdı. Herkes tarafından sevilen sayılan, dinsel konularda oldukça bilgili bir kişi olmasında dolayı, mutaassıp gurup tarafından “ Şıh Osman ” olarak adlandırıldığı halde, kendisi müthiş bir Atatürkçü ve demokrat bir düşünceye sahip olmasından dolayı bu lakabı asla kabul etmemiş, sadece insanları kırmamak için o şekilde hitap etmelerine müsaade etmiş olup, eski bir koyu Demokrat partili olmasından dolayı da, siyasi görüşlüler arasında kendisini “Demokrat Osman” olarak anarlardı. Her oturduğu kahvehaneye kütüphane koyduran ve her konudaki kitabı kuran gibi ezberlemeden asla kütüphanedeki yerine koymayan, bir zat olarak da anılırdı. Ben bu ailenin 7 çocuğunun ilki olarak dünyaya geldim.. Çocukluk ve gençlik yıllarımın tamamı Samsunda geçti. Bütün kardeşler Samsun doğumlu olup, kütük Samsun olmasına rağmen, maalesef benim doğum yerim Koman olarak kayıtlara geçmiştir.. İlk okulu Samsun Dumlupınar ilk okulunda ve sonrada Samsun Ticaret Lisesinde okudum. Yıllarca üniversiteye gitmeyi hiç arzulamadım. Yüksek mevkilerde olduğum sürelerde dahi, üniversite diplomasına hiç ihtiyacım olmadı. Fakat şu an Anadolu Üniversitesi Anadolu üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi mezunu. 1955 yılında ilk olarak, Samsun’da bir mahalli gazetenin okul muhabirliğini üstlendim. Hayatım boyunca Türk Basının bir neferi olarak çeşitli gazetelerde çeşitli görevlerde bulundum ve 30 yıldır da bazı gazetelere köşe yazarlığı yapmaktayım. Uluslar arası çıkan bir gazetenin de yazarlığını ve Türkiye temsilciliğini yaptığımdan dolayı, dünyanın birçok ülkesinde, gazeteler ve gazetelerin internet sayfaları sayesinde oldukça yüksek sayıda okurum mevcut. Bazı ulusal gazetelerde muhabirlik yaptığım gibi bölge temsilciliklerim de olmuştur. Ayrıca, Ankara rüzgarlı sokakta bulunan Halkçı matbaasında bir firma adına Türkiye Müteahhitlerinin Sesi Gazetesini çıkartım. 1973 yılında birkaç arkadaşımla birlikte ilk defa Karadeniz Gazetecileri Cemiyetini Samsunda kurulmasına öncülük yaptım ve yönetiminde aktif görev almıştım. Gazetelerde yayınlanmış hikaye ve romanlarımın yanı sıra baş rolünü oynadığım Foto romanım da bir mahalli gazetede yayınlandı. Ayrıca bazı romanlarımda kitap olarak satışa sunulmuştur. Yıllar önce Kelebek gazetesinin açtığı bir yarışmada, fotoroman hikayesi ve senaryosu dalında 2.çilik ödülü aldım. Sinema film senaryo yazma tekniği konusunda hocam rahmetli Bülent Orandan çok şeyler öğrendim. Talebelik dönemlerinde Samsun radar üssünde çalıştım ve sonra bazı nedenlerden dolayı bir müddet İstanbul da yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştım. 1965 yılında Askerlik nedeniyle İstanbul hayatını noktalayarak Samsun ’a döndüm. Bir yıl askerliğini önemli bir nedenden dolayı erteleyerek 1966 yılında Deniz Kuvvetlerinde askerlik görevini Denizci çavuş olarak Nusret gemisinde tamamladım.. Askerlikten döndüğümün haftasında, Samsun radarı personel müdürü tarafından Sinop ’ta ki radar üssünde göreve başlatıldım. Böylece askerlik dönüşü iş bulamam korkusu yaşamadım. Askerliği esnasında, ( 7.7.1967) nişan ve nikahını Ordunun Mesudiye ilçesinden olan Amil Türk kızı Şakire Güdül ile gerçekleştirdim. Sinop’ta işe başlayınca, Sinop Radar üssü Personel Amiri sayın arkadaşım Yalcın İpbüken’in tavsiyelerine uyarak, aile arasında gerçekleştirdiğim bir törenle, evlilik yaşamına ilk adımını attım. Sinop Amerikan radarında ki çalışma hayatımın yanı sıra, Yeni İstanbul ve Hürriyet gibi ulusal gazetelere muhabirlik yaparak da sürdürdüm. Önemli haberlere imza attım. Bilahare Türk Haberler Ajansına muhabir olarak geçtim. 1973 yılında Sinop radarındaki işimden ayrılarak Samsuna yerleştim ve tamamen gazetecilik mesleğini yapmaya başladım. Bir mahalli gazetede idare müdürü ve köşe yazarı olarak ve THA muhabiri olarak görevimi sürdürdüm. 1975 yılında rahmetli Faruk Sükan 'ın davetlisi olarak Ankara ya çağrıldım. Demokratik Partinin yayın organı olan Zaman gazetesinin Karadeniz Bölgesi sorumlusu oldum. Daha önce çalıştığım Amerikan şirketinin Türkiye temsilcisi tarafından acilen Ankara’ya davet edildim. Ankara ya geldiğimde aldığım bir teklifle gazetecilik mesleği bir müddet noktaladım. Çünkü 3-4 gün içinde Suudi Arabistan’da görev başında olmamı istemişti. Artık benim için yeni bir hayat başlamıştı.. Amerikan şirketinin Suudi Arabistan da bulunan genel müdürlüğünde personel genel müdür yardımcısı olarak göreve başladım ve sonra ki yıllarda daha üst makamlara çıkarak 1978 yılında şirket bünyesinde, yılında adamı unvanını aldım. Genel merkezde tek Türk olarak görev yaptım, Türkler ve diğer ülke işçileri hep Bölgelerde çalışıyorlardı. Bilahare, Amerikan Hava kuvvetlerine ait Northrop firmasında üst düzey yöneticilik görevlerinde bulundum. Suudi Arabistan ’a gitmemle Ailem de de Antalya ya yerleşmiş oldu. 1979 yılında Suudi Arabistan’da ki görevimden , Türkiye’de halletmesi gereken bazı işlerim nedeniyle, görevimden istifa ederek Antalya ya döndüm ve BİGS inşaat şirketini kurarak inşaat hayatına atıldım.Tam 30 yıl inşaat müteahhitliği yaptım. 8 dönem Antalya İnşaat müteahhitleri Derneği Genel Sekreterlik görevini yaptım ve bazı gazetelere köşeler yazmaya başlamış oldum. Belediye meclis üyeliğinin yanı sıra ticaret odası yönetiminde de görev aldım. Siyasi hayatına DYP. de devam ettim ve GP. Merkez İlce Başkan yardımcılığı ile de, noktalamış oldum. Çalışma, Görev ve Turistik olmak üzere tam 51 ayrı ülkede bulundum. İngilizce ve birazda Arapça bilirim. 4 kız, 1 oğlum ve 7 torum var. 2008 yılında ticari hayatımı noktalayarak, sadece çeşitli gazetelere köşe yazıları ve roman yazarak iki yıldır Alhzaimer ve Parkinson hastası olup iki defa beyin kanaması geçirdikten sonra yatağa bağlı olarak yaşamını sürdüren eşime yardımcı olarak günlerim geçmekte. Aktif bir yaşamı severim. Ayrıca ben ve eşim, hayvanlara tutkumuzdan dolayı da, halk tarafından tanınmaktayız. Antalya’da yaşıyorum ve dostlarıma kapım her zaman açıktır. Her konuda insanlara yazılarımla yardımcı olmak isterim. İsteyen, e-mailimden bana ulaşabilir. suleymangud@yahoo.com.

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.