Makale

İslam’dan kaçmak ama hangi İslam’dan?

"Alisiz Alevilik" yerine, "Alisiz İslam" demeliyiz.

Sinem sizin için okusun
Harun sizin için okusun

İslam’dan kaçmak ama hangi İslam’dan?

“Alisiz Alevilik” yerine, “Alisiz İslam” demeliyiz.

Çünkü günümüzün Alisiz İslam’ı, önce İslam Peygamberini ve Hz. Ali’yi, sonra da Kerbela Katliamıyla Ehli Beyt-i ortadan kaldırmış, Onların dini anlayışını tasfiye etmek adına, İslam, Fırat’a gömülmüştür.

Kaynaklara ve dönemi yaşayan müçtehitlere göre İslam’a (Kuran’a), çok sayıda müdahale olmuştur. Peygamberden sonraki halifeler Kuran’ın; insana, Ali kültüne, ahlaka, adalete, ehliyete, eşitliğe dair bölümlerini tahrif ederek, ayetleri bozmuş fıtratlarına uydurmuş, “Osman Mushaf’ı” denilen yeni bir “Kuran” yazmıştır.

Abdulbaki Gölpınarlı, Yaşar Nuri Öztürk, Bahriye Üçok ve daha pek çok ilahiyatçının belgeleriyle işaret ettiği, Hz. Peygamberin Veda Haccı’nda bütün sahabenin gözleriyle görüp, kulaklarıyla işittiği vasiyeti ve daha pek çok sahih hadis yok sayılmış, yerine Emevi hanedanının çıkarına olan yüzlerce uydurma hadis konularak, gerçeklerinin yerine geçmiştir. Böylelikle; Peygamberin dini, yolu ve ahlakıyla hiç ilgisi olmayan “yeni İslam”, en yaygın kabul noktasına ulaşmıştır.

Bu İslami kabul, hem Şii, hem de Sünni coğrafyada uygulama içindedir ve İslam dünyasının en temel problemi de işte bu; bilim, demokrasi, insan ve reform karşıtı olan “uydurulmuş İslam’dır.”

PEKİ, BU İSLAM NEDİR” DERSENİZ; ŞUDUR:
Tahrif edilen ve bozulan İslam’ın meriyetteki versiyonu, İslam öncesi Arap kabilelerinin; din-doğa-insan-kadın, ahlak anlayışıdır. Emeviler, iktidarları döneminde, işlerine gelmeyen, çıkar ilişkilerine zarar veren gerçek İslam’dan rücu ederek, putperest ritüellerine-kabullerine geri dönmüş, “din-i İslam budur” diyerek, Muhammedi İslam’ı tasfiye etmiştir.

Ülkemizdeki egemen din anlayışı da bu sapkınlığın tam ortasındadır. Örnek vermek gerekirse, bu anlayışın ülkemizdeki anası ve serası Diyanet İşleri Başkanlığı, danası ise başta Fetö örgütü olmak üzere, Cemalettin kaplan, Ensar Vakfı, tecavüzcü, hırsız din adamları ve kanımızı emen cemaatlerdir.

Bu nedenle kötülüklerin anası içki değil, dini saptıran, çocuk tecavüzcüsü kurum ve çevrelere tek laf etmeyen, Kuran kursu gibi dini mekânlardaki tecavüzlerin üstünü örten, “faiz şu kayıtla haram değildir” diyen, Alevilerin ibadethanesini meşru saymayarak Osman Mushaf’ı Kuranla cemevimize gelip fitne çıkaran Diyanet İşleri Başkanlığı’dır.

Gerçekten de kötülüklerin anası içki değil, Kuran Kurslarını öven, “Bu kurslarda bir tuğlası olana cennette bir ev verilecektir” diyerek yalan söyleyen ve yalanlarını cübbesiyle örtmeye çalışan DİB Başkanı Ali Erbaş ve “bir kereden bişey olmaz” diyen devlet ricalidir…

Bu yüzden Aleviler, mevcut (yaygın) Kuran’a da, bu (yaygın) İslam pratiğine de inanmaz, mümkün mertebe uzak durur. En azından ceddimin eyvallah demediğini, mevcut yaygın-Muhammedi olmayan bu “Alisiz İslam’a ve Kuran’a” itikad etmeğini biliyorum; bunun şahidiyim.

Bu bilgim ve pratiğim nedeniyle, bir yoruma- eleştiriye dair şöyle yazdım: “Hiç kuşkumuz yoktur ki ve tarih şahittir ki, Bâtıni inançlı olan ceddimiz, İslam’ın Ebu Cehil-Emevi-Abbasi anlayışına-yorumuna malı ve canıyla karşı durup reddetmesine karşın, Hz. Ali kültünü ve Şah Hüseyn’in duruşunu alıp bağrına basmış, bu süreği kendinden sayarak kutsamıştır.

O yüzden dün Bâtıni, bugün Alevi olan bizler, İslam dairesinin inancını, günümüzdeki uygulamasını ve anlayışını değil, Ali Yol’unu kabullenir, mazlumiyetini, meşruiyetini, insaniyetini alır, O’nu kendimizden sayarız. Hz. Ali’ye “Kuran-ı Natık” (konuşan Kuran) diyerek, O’nun evinden olmayı yeğleriz. Konuşan Kuran’ı; deyiş, düaz, deme gibi nefeslerde yaşatırız.”

Ceddimiz bu anlayışı nedeniyle inanılmaz acılar çekmiştir, çekmektedir. İslam’ın Ebu Cehil-Muaviye Yezid (lanet olsun) çizgisine başlar vermiş, “Ben de bu yayladan Şah’a giderim” diyerek ve de “Alınmış abdestim aldırırlarsa” diyerek, inanılmaz bedeller ödemiştir…

Trakya ve Balkan Alevi-Bektaşileri, erenlerin sözlerine, nefes ya da Kuran der. Cemlerinin üç nefes bölümünü “üç Kur’an” diye isimlendirir. Pir Sultan Abdal’dan, Şah Hatayi’den, Kaygusuz Abdal veya Kul Himmet’ten Kur’an okur, bu süreği de “Telli Kuran” biçiminde adlandırır.

İki Kuran vardır. Birisi Peygamberden yüz yıl Halife Osman’ın derlediği Mushaf, diğeri de Kuran-ı Natık’tır ki; o Kuran, Velâyet mertebesine ermiş olup, En’el Hakk diyebilen Kâmil İnsan’dır.

Aklım erdiğince yazmaya çalıştığım ve okunsun diye çok özetlediğim gibi, sorun; ahlaksızlığı ve sömürüyü akladığı için meriyetteki İslam’dan kaçan Alevi canların tavrından çok, içinde Muhammed ve Ali’nin ahlakına karşı duran İslam anlayışıdır.

Bu gerçeği tespit etmek ve üzerinde kafa yormak önemlidir…

O yüzden diyorum ki, gelin; “Alisiz Alevilik” icat etmek yerine, “Alisiz İslamcı” üçkâğıtçılığı deşifre edelim. Ve Faik Bulut, Erdoğan Aydın gibi Sünni ekol yazar arkadaşlarımıza, esas sorunu yani “Alisiz İslam’ı” yazmalarını tavsiye edelim…

10.02.2020
Aşk ile dostlarım…
Murtaza DEMİR

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.

Kapalı
Kapalı