Makale

KOLTUKLARIN BEKASI

Muhterem politikacıların ağızlarında "sakız misali" çiğnedikleri "beka" meselesi hakkında düşüncelerimizi aktaralım. Önce, "beka" ne demektir?

KOLTUKLARIN BEKASI

Muhterem politikacıların ağızlarında “sakız misali” çiğnedikleri “beka” meselesi hakkında düşüncelerimizi aktaralım.
Önce, “beka” ne demektir?
Arapça kökenli bir terimdir.
Sözlük anlamları şöyle sıralanıyor:
1-“Önceki durumunu koruma.”,
2-“Sürdürme; devam; sebat.
3-“Kalıcılık; yok olmama.
4-“Ölmezlik; ebedi olma.”
Bu ifadeler Türkçedir.
Ayrıca, Arapça ve Farsçanın karışımı olan “Osmanlıca” denilen Osmanlı Türkçesi için farklı ifadeler de var. Merak eden sözlüklerden öğrenir.
Bu tariflerin ortak noktası, “yok olma, varlığının son bulması” tehlikesini çağrıştırmaktadır.
Güncel sorular şudur:
Türkiye’nin gerçekten yok olama tehlikesi mi var?
Türkiye’nin sonu mu geldi?
Dünya haritasından silinme tehlikesi mi var?
***
Ülkemin bir “beka” sorununun olup olmadığını herkes merak ediyor. Örneğin vatandaş soruyor: kasabada, ilde belediye azasının, başkanın seçimi, hatta köyde muhtar seçiminin Türkiye’nin “bekası” ile neden ilişkisi olsun?
Köyüne muhtar seçen vatandaş, “adam kandıran partiden” seçilirse Türkiye’nin “beka” sorunu kalmayacak, fakat başka bir partiden seçilirse Türkiye’nin geleceği karanlıktır, Ülke yok olacak! Böyle bir mantık var mıdır?
İşte bu gerekçe ile çok muhteremler (!) durmadan bir “beka” sorunundan söz ediyorlar.
Türkiye’nin gündemindeki esas konular; adaletsizlik, işsizlik, yolsuzluk, hırsızlık, ekonomik kriz unutulmuş, üzeri örtülmüş hayali tehlikeler konu edilerek, konuşarak halkı uyutulmaktadır.
***
Şimdi gerçekten bir “beka” sorunu olup olmadığını irdeleyelim.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bekası tehlikede mi?
Türkiye nasıl yok edilebilir?
Türkiye’nin geleceği nasıl tehlikeye girer?
Bu sorular çoğaltılabilir. İrdelemeye devam edelim.
*Türk Milletinin milli bilinci kaybolursa, milli ve manevi değerler kişilerin menfaatleri, makamları için istismar edilirse, milletin aidiyet ruhu yok edilip ayaklar altına alınırsa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucu felsefesinden uzaklaşıp tarihi kurtarıcı kahramanlara iftiralar atılırsa,
*Her toplumun bir aidiyet kimliği vardır. Türk Milletinin kimliği de “Türk” kelimesiyle bilinir. Eğer devleti idare edenler Türk Milleti demeyip de sadece “millet” diyorsa, o zaman Türk Milletinin kimliği yok ediliyor demektir. Bu kimliksizleştirme eylemine karşı toplumdan bir tepki gelmiyorsa, üstelik bu politikacılara “….seninle gurur duyuyor…” deniliyorsa,
*Bir toplumun can damarları, emniyet supapları olarak kabul edilen stratejik özelliğe sahip ekonomik kurumları, örneğin, askeri mühimmat üreten kuruluşlar, enerji üreten kuruluşlar, tüm haberleşme ağını oluşturan sistemler, finans kaynağı bankalar, kara-deniz-hava ulaşım yolları yabancılara satılmışsa, Türk halkı artık mal-mülk sahibi değil “kiracı” konumuna getirilmişse,
*Eğitim sistemi çağ dışı yöntemlerle tahrip edilmişse, akıl ve bilim geri plana atılmışsa, hurafeler öne çıkarılmışsa, bellemek yerine ezberlemek temel ilke olarak okullarda benimsenmiş ise, irdelemeyen, sorgulamayan bir nesil yetiştiriliyorsa,
*Gıda üretiminde kendine yeten dünyadaki ilk beş ülkeden biri iken, gıda üreten tüm kaynakları kurutup köyleri, tarım alanlarını kent yapıp üreten toplum yerine tüketen toplum konumuna sokulursa, tahılda, bakliyatta, ette, soğan ve patateste bile dışa bağımlı hale gelinirse,
*Lüks yaşam araçların ithalatı artarsa, alabildiğine israfa devam edilirse, ihracat azalırsa haliyle mali-cari açık yükselecektir. Dış borçlar alınıp betona gömülürse, “yol medeniyettir” deyip halkı aldatırsa, bir kısım yandaşlara menfaat sağlanırsa,
*Ülkeyi idare eden siyasi güçler hem yetersiz hem liyakatsiz hem cahil olursa, kendi ayıplarını görmeyip her başarısız olayda “günah keçisi” arayan bir zihniyetle olmayan hayali düşmanlar yaratarak suçlarını, kabahatlerini “dış güçlere” yükleyip halkı aldatmaya devam ediyorsa,
*Cahilliği, avamlığı, liyakatsizliği, yolsuzluğu, yalancılığı teşvik eden bir zihniyetle ülke yönetiliyorsa, tüm bunları görmeyip yine okumamakta ve aklını kullanmamakta ısrar eden bir seçmen varsa,
*Politikacılar dün söylediklerinin bir gün sonra tersini söylüyorlarsa, söylediklerini inkâr ediyorlarsa, yalan söylemeyi meslek edinmişlerse, iktidar muhalifi çirkin politikacılar dün tükürdüğünü bilinmeyen bir sebeple yalıyorsa,
*Din kutsalını merkeze koyup her vesile ile din politikanın aracı olarak kullanılırsa, insanlar Tanrı ve Kur’an ile aldatılırsa, camiler, minberler siyasi propaganda aracı yapılırsa,
*Akademik kadrolar, üniversite idarecileri ikbal ve makam için suskunsa, bilim haysiyetinin gereği olarak gerçekleri ve doğruları söylemeye bilim insanları, sanatkârlar korkuyorsa,
*Devleti idare ettiklerini sanan yöneticiler, toplumun geleceği ve menfaati yerine koltuklarının “bekası” için her türlü yalanı söylemekten geri durmuyorsa,
*Adalet, hak, hukuk sokakta ve siyasi parti koridorlarında aranıyorsa, işte o zaman bir “beka” sorunu var demektir.
***
Sonuç
Yukarıda ifade ettiğimiz tüm açıklamaların yegâne müsebbipleri, koltuklarını korumak için, makamlarında kalmak için, devletin imkânlarını sömürmeye devam edebilmek için hayali uydurma ile “ülkenin bekasını” öne çıkararak “koltuklarının bekası” için konuşurlar.
İşte böyle idarecilerin olduğu ülkenin geleceği karanlıktır.
Ayrıca, bu tablonun ortaya çıkmasına sebep olan vatandaşların şikâyet etme hakkı olabilir mi?
Bu idarecileri, “beka” sorunu var diyenleri, bu toplum seçti maalesef!
Doğru söyleyeni de, yalancıyı da, hırsızı da, düzenbazı da toplumun kendi ürünüdür.
Bilinen bir ifadeyi de hatırlatalım, her toplum lâyık olduğu şekilde yönetilir.
En önemlisi de Tanrı’nın şu buyruğudur, “Aklını kullanmayanların üzerine pislik yağdırırım” (Yunus Suresi, 100. Ayet)

R. Demir (20.02.2019

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Prf.Dr. Ramazan Demir

Elazığ’ın Keban kazasına bağlı Gökbelen (Zırkıbaz) Köyünde 1947 yılında fakir bir çiftçi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Köy ilkokulunu, Keban Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okulunu bitirerek ilk ve orta öğrenimini sürdürdü; üstün başarılar göstermesi nedeniyle İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesine (Sınıfı) seçilerek lise eğitimini tamamladı. İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulunu ve İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji lisans eğitimini birlikte tamamladıktan sonra, lise öğretmenliği ve idareciliği, Eğitim Enstitüsü öğretmenliği yaptı. 1974 yılında üniversiteye asistan olarak intisap etti; Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Kürsüsünde asistan olarak görevini sürdürürken, 1750 sayılı yasa hükümleri gereğince İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesinde doktora yaptı. 1978 yılında Bilim Doktoru (PhD), 1982’de Üniversite Doçenti, 1988’de profesör oldu. Farklı ülkelerde değişik sürelerle NATO burslarıyla ve Federal Almanya’da DAAD burslarıyla bilimsel çalışmalar yaptı. Ulusal ve uluslar arası düzeyde bilim alanıyla ilgili olarak birçok makale ve bildiri (470) ve kitaplarının (8) yanı sıra, SCI kayıtlı bilimsel yayınla (145) bilime katkı yaptı, birçok atıf aldı (2.320). Yayınları 46 ayrı Text Book’ta refere edildi, Text Book’larda adına şekiller, resimler, çizimler yer aldı. Yüksek bilimsel (H) Faktörüne (19) sahiptir. Uluslararası bilim merkezleriyle, ABD ve AB ülkelerindeki 8 ayrı üniversite ile ortak projeler yürüttü, AR-GE çalışmalarına katkı yaptı. Sağlık Bilimleri alanında "Bilim Ödülü", üniversite “Hizmet Ödülü”, TÜBA "Kitap Birincilik ve Üçüncülük Ödülü" sahibi olan Dr. Demir’in bilim alanın dışında yayınlanmış sosyal konuları kapsayan kitapları (12) ve çok sayıda fikir-düşünce makalesi (yaklaşık 1650) bulunmaktadır. Uzun süre Anabilim Dalı Kurucu Başkanlığı (25 yıl), Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü (9 yıl), Üniversite Senato Üyeliği (9 yıl), 17. M. E. Şurası üyeliği görevlerinde bulundu. Tıp Fakültesi Elektron Mikroskop Görüntüleme ve Analiz (TEMGA) Ünitesinin kurucusu ve başkanlığı (2000-2006), Sağlık Bilimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanlığı (1996-2000) görevlerini yürüttü. Anabilim dalında araştırma laboratuarları, embriyo-hücre kültür laboratuarları, embriy koleksiyonu ve üreme biyolojisi arşivi oluşturdu. Çoğu profesör ve doçent olan 12 akademisyen yetişirdi; binlerce hekimin yetişmesine katkı yaptı. Farklı üniversitelerde ve sivil toplum örgütlerinde davetli konuşmacı olarak (Üniversitenin Sorunları ve Çözüm Önerileri, Akademik Nosyon, Bilimsel Yayınlarda Etik Sorunlar, Sağlık Bilimlerinde Araştırma Eğitimi, Ermeni İddiaları ve Cevapları, Cumhuriyete Kalan Miras, Feodalizm ve Dersim Olayları olmak üzere) çok sayıda konferanslar verdi. Antalya TRT yönetiminde uzmanlık alanıyla ilgili konuşmalarının yanı sıra,“bilimin ışığı” konulu programa sürekli (24 hafta boyunca) konuk oldu. Bilimi bir yaşam biçimi olarak seçen, bilimin hayatın gizemlerini çözmeye yönelik tek araç olduğuna inanan Dr. Demir, uluslar arası bilim kuruluşları olan; International Federation of Placenta Association (IFPA), New York Academy of Science (NAS), American Academy Association of Science (AAAS), European Placental Group (EPG), International Federation Society Association of Microscopy (IFSAM) ve Islamic Academy of Science (IAS) ile ulusal Türk Elektron Mikroskopi Derneği (TEMD) ve Türk Histoloji ve Embriyoloji Derneği (THED) aktif üyesidir. Tarih, felsefe ve milli hassasiyet konularında araştırma yapmayı hobi olarak seçen Dr. Demir, ulusal ve uluslararası dergilerde editörler heyeti üyeliği görevini yapmaktadır. İki evladı, beş torunu vardır.

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.