Makale

Kurucu Odman’dan, I. Murad’a

Kurucu Odman’dan, I. Murad’a

Özellikle arabalarının arka camına Osmanlı tuğrası koyan ahmakların okuması dileğiyle…

“Ahmak” derken, Cumhuriyeti yıkıp, kul statüsünde olduğumuz Osmanlı rejim düzenine dönmek isteyenleri kastediyorum. Bunlar, Alevilerden nefret edip, Osmanlıya hayranlık besleyen kandırılmış takımı. Çünkü yücelttikleri “Osmanlıyı” tanımıyor, kurucu beyin adının Osman olduğunu sanıyorlar. Oysa Bey’in adı Osman değil, Odman-Udman. O yüzden soralım; hangi Osmanlı?

Bâtıni (Alevi) Türkmen boylarının kurucu olduğu ilk dönem Osmanlı (Ottoman) mı?

1. Murad döneminden itibaren; Sırp, Hırvat, Rum, Gürcü devşirme kadınlardan doğan, Türk’e, Türkçeye ve Türklüğe hakaretler yağdıran, kökünü kazıyacak kadar katliam yapan, sömürgen, saltanat “iç oğlan” ve harem düşkünü, devşirme Osmanlı mı?

Kısmet olursa, “Kuşatılmış Bir İnancın Tarihi-Alevilik” adlı eserimden yararlanarak, üç bölüm halinde bu sorulara yanıt arayacağım.

I.Bölüm
Süleyman Şah’ın, oğulları, torunları ve birlikte olduğu göçer evli Türkmen’in, Türkistan’dan çıkıp otlaya-yaylaya binlerce insani ve doğal sorunu aşarak, Anadolu’ya ulaşma serüvenleri oldukça ilginç ve öğreticidir.

Baba Süleyman Şah, oğul Ertuğrul (Erdungrıl), Sunkur Tegin ve Gündoğdu, bu serüven içinde onlarca ülke ve yüzlerce farklı karakterde insan tanımış, bu birikimden dersler çıkarmış, deneyim ve aklın rehberliğinde bir imparatorluğun temellerini atmaya muvaffak olmuşlardır. Anadolu’ya ulaşan aşiret, konakladığı yerlerde mağduriyetleri nedeniyle genellikle hoş karşılanmış, kültürünü ve fiziki bütünlüğünü korumaya azami çaba sarf etmiştir.

Dervişlerini, baba, dede ve Türkmen kocalarını yanında taşımış, onların düsturuna ve ilkelerine saygıda kusur etmemiştir. Ertuğrul Bey aşiretinin hikâyesi hem sevimli hem de ilginç ve öğreticidir. Hikâyeyi sevimli kılan; her türlü zorluğa karşın felsefeye, geleneğe ve özlerine bağlı kalmalarıdır. Özleri, Bâtıniliktir ve bundan hiç kuşku duyulmamalıdır. Anadolu serüvenleri güçlüklerle doludur. Göçerlik aşiretin yaşam biçimidir ve yaşamları, gereksinim duyulan ürünü, yeterince üretmelerine bağlıdır.

İlk ulaştıkları Doğu ve Güney Anadolu steplerinde iklim sert, yaylak sınırlıdır. “Bu yüzden ulaştıkları bu bölgede davarlarını yeterince çoğaltamaz, iklim ve sosyal çevre şartları nedeniyle mutsuz olur, tekrar ana yurtları olan Türkistan’a dönmek isterler. Türkistan’a dönüş için geldikleri yolu değil, Halep istikametini takip eder ve oradan Fırat Irmağı’na ulaşırlar. Fırat’ı geçerken Süleyman Şah suya kapılarak boğulup ölür.” (1)

Süleyman Şah’ın ölmesiyle lidersiz kalan aşiretin dağıldığını; bir kısmının şimdiki Şam çevresine yerleşerek “Şam Türkmen’i” adıyla anıldığını, bir kısmının tekrar Anadolu’ya döndüğünü, Türkmen ve Tatar taifesini teşkil ettiklerini kaynaklardan anlıyoruz. “Bazısı Süleyman Şah’ın üç oğluna uydular ki biri Sunkur Tegin, biri Erdungrıl, biri Gündoğdu’dur. (…) O iki kardeş, yine Türkistan’a asıl vatanlarına döndüler. Erdungrıl dört yüz kadar göçer evli ile orada kaldı. Kardeşleri ile gitmedi. Bir nice müddet durdu. Yaylasında yayladı; kışlasında kışladı.” (2)

“Erdungrıl Gazi, Selçuk neslinden Sultan Alaaddin’in Acem’den Rum’a geldiğini, orada hayli memleketler fethedip, gazalarla zenginleştiğini, ora insanlarının kadir kıymet bilen insanlar olduğunu işitir ve göçer evlilerine; batıya göç etmek gerektiğini ve bunu istediğini anlatır: Gidip biz de gaza edelim, der. Osman (Odman MD.), Gündüz ve Saru Yatı (3) isimli oğulları, babası ve obasıyla birlikte Rum’a yönelir. İlk duracakları yer Hısnımansur (4) ilidir. Burada uzun süre eğleşir. Sonra Saru Yatı adlı oğlunu Sultan Alaaddin’e gönderir. “Bize de yurt gösterin: Varalım gaza edelim.” diyerek isteğini belirtir. Saru Yatı’nın haberi Sultan Alaaddin’i oldukça sevindirir. “Sultanönü ve Karacahisar çevresi size yurt, Domaniç Dağı ve Ermeni Beli de yaylağınız olsun, var babana bu haberimi ilet.”(5) der.

Saru Yatı, Hısnımansur iline geri dönüp, haberi babasına ilettiğinde Ertuğrul Gazi çok sevinir. Oradan Ankara çevresine, sonra Karacahisar’a gelip yerleşirler. Ertuğrul Gazi’nin ölmesi üzerine, aşiret Söğüt’te toplanarak Odman’ı (Osman) babasının yerine bey seçerler.

Âşıkpaşaoğlu, Ertuğrul Bey’in Anadolu’ya girişini böyle özetler. Buna karşın, konuyu farklı hikâye edenler dahi, kendisini Âşıkpaşaoğlu’nun yazdıklarını gözetmek zorunda hisseder. Yılmaz Öztuna ise, sonradan Osmanoğlu denen ailenin Oğuzların 24 boyundan birincisi ve hakanlık boyu olan Kayı boyundan olduklarını söyleyerek, bizim “heterodoks dervişlerin İslam anlayışı olan Aleviliğe yakın durdukları” iddiamızın tersine “Sünni Hanefi”(6) mezhebine mensup bulunduklarını yazar.

Öztuna’ya göre: “Sonradan ‘Osmanoğlu’ denen (…) Kayı kabilesi, muhtemelen 1071 Malazgirt Zaferi’nden hemen sonra Doğu Anadolu’ya yerleşen Oğuzlardandır.” (7) Süleyman Şah Fırat’ı geçerken boğulmuş, (…) Caber yakınlarındaki ‘Türk Mezarı’ denen yere gömülmüştür. Türk Mezarı Osmanoğulları için o derece kutsaldır ki Suriye içlerinde kaldığı halde, 1921’de ve 1923’te Lozan Anlaşması’na göre Fransa tarafından Türkiye’ye bırakılmış, asker bulundurup bayrak çekme hakkı kabul edilmiştir.” (8) Öztuna, Osmanoğlu’nun Sünni Hanefi olduğu hükmüne nereden vardığını belirtmemiştir. Buna karşın, Osman’ın aşiretine derviş/gaziler ve Horasan erenleri dendiğini; ateşli tarikat propagandacısı şeyhler, dervişler, gerçekte İslam dini ile rabıtaları şehirliler kadar sıkı olmayan Türkmenleri terbiye ediyor, onlara ideal veriyor” diyerek, başı sonu birbiriyle temelden çelişen görüşler ileri sürüyor.

Türkiye gibi kültür fukarası olan ülkelerin temel sorunlarından biri de işte bu din, mezhep, ideoloji veya ırk fanatizmiyle ya da bir şekilde çıkar karşılığında tarih yazmak ve tarih oluşturmak sorunudur. Yılmaz Öztuna ve onun gibi düşünenler; derviş, Horasan erenleri, abdal, ahi, dede, Ede Balı gibi isim ve sıfatların Bâtıni Türkmenler tarafından kullanılan terimler olduğunu bilmiyor olabilir mi? Bununla yetinmeyen Öztuna, Timur’un (9) mezhebini değiştirerek, “Sünni/Hanefi olduğunu” iddia etmektedir. Hem de Oruç Bey, Âşıkpaşaoğlu ve Neşri gibi bütün yazın dünyamızın kaynak kabul ettiği tarihçilerimizin neredeyse ittifak ettikleri gerçeğine karşın.

Kaynaklar, Ertuğrul Gazi’nin liderliğinde dört yüz çadırla Anadolu’ya gelen bu Türkmen-Tatar göçerlerini, genel olarak dört karakter içinde, fakat birbirine iktisadi ve içtimai olarak bağlı ve birlikte yaşayan göçer unsurlar olarak tarif eder.
Göçerler;
I. Sosyal yaşamın tasavvuf, edep-erkân ve inanç boyutlarını yerine getiren dervişler koluna Abdalan-ı Rum…
II. Barış zamanı ailenin dünyevi gereksinimini temin eden, gaza zamanı ise silahını kapıp aşiret beyinin emrinde gaza peşinde koşan savaşçı koluna da Gaziyan-ı Rum…
III. Kadın ve kızları örgütleyen, savaş zamanlarında erkeklerin yokluğunu aratmayacak önlemleri alarak, muhtemel dış saldırılara karşı duran ve obasını korumaya çalışan kadın örgütlenmesine Bacıyan-ı Rum…
IV. Üretilen maddi birikimin değerlendirilmesini temin eden ticaret erbabına da Ahiyan-ı Rum adını vermişlerdi.

Stanford Shaw: “Göçebeler arasında pek geçerli olan (…) özellikle mistik sofilik, Türk Anadolu’sunda en önemli ve yaygın din oldu. Türkmenler, halk üzerindeki etkilerinden dolayı Büyük Selçukluların başlarından attıklarına sevindikleri mistik liderlerini de birlikte getirmişlerdi. Bütün Anadolu boyunca bu liderler kendi tarikatlarını kurdular ve konfederasyon biçiminde örgütlendiler” (10) diyerek bu disiplini çok net ifade etmektedir.

27.02.2020
Murtaza DEMİR

1 Nihal Atsız, Aşıkpaşaoğlu Tarihi, s. 13.
2 Nihal Atsız, s. 13-14
3 Savcı
4 Adıyaman
5 Nihal Atsız, Aşıkpaşaoğlu Tarihi age., s. 17
6 Öztuna, Yılmaz, Osmanlı Devlet Tarihi, 1. Cilt, s. 13, (2004)
7 Öztuna, Yılmaz, age s.13
8 Öztuna, Yılmaz, age s. 15
9 Nihal Atsız, Oruç Beğ Tarihi, sayfa 50. (Ötüken yay. 4. Basım, 2016) Timur, Şam seferi sırasında (1399); “Şam’ın hisarına yürüdü. Yağmaladılar. Yezid’in mezarını buldurdu. ‘Ben Yezid taraflısıyım.’ diye çağırttı. Bu hileye kanarak ne kadar Yezidli varsa inanıp geldiler. Hepsini Ümeyye Camii’ne koyup öldürttü. Bazısını da ateşle yaktırdı. Yezid’in kabrini açıp bulduğu kemikleri yaktırdı ve içini askerin pisliği ile doldurttu.”
10 Stanford Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, C. 1, E Yay., s. 27-28 (2008)

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy