Makale

Kurucu Odman’dan, I. Murad’a

Tarih merakı olanların ve özellikle arabalarının arka camına Osmanlı tuğrası koyan ahmakların okuması dileğiyle…

Kurucu Odman’dan, I. Murad’a

Bölüm ll

Tarih merakı olanların ve özellikle arabalarının arka camına Osmanlı tuğrası koyan ahmakların okuması dileğiyle…

“Ahmak” derken, Cumhuriyeti yıkıp, kul statüsünde olduğumuz Osmanlı rejim düzenine dönmek isteyenleri kastediyorum. Bunlar; Atatürk’ten, laiklikten, insanoğlunun medeni kazanımlarından ve Alevilerden nefret edip, Osmanlıya hayranlık besleyen zavallılar! Akıllarını kiraya veren, siyaseten kullanmak adına özellikle cahil bırakılanlar! Yücelttikleri “Osmanlıyı” tanımıyor, kurucu beyin adının Osman olduğunu sanıyorlar.

Oysa Bey’in adı Osman değil, Odman-Udman’dır.

Şimdi bu ahmaklara soralım; siz, hangi Osmanlının hayranısınız?
Bâtıni (Alevi) Türkmen boylarının kurucu olduğu ilk dönem Osmanlının (Ottoman) mı?

1. Murad döneminden itibaren; Sırp, Hırvat, Rum, Gürcü devşirme kadınlardan doğan, Türk’e, Türkçeye ve Türklüğe hakaretler yağdıran, kökünü kazıyacak kadar katliam yapan, sömürgen, saltanat ve “iç oğlan” düşkünü, devşirme Osmanlının mı?

Kısmet olursa, “Kuşatılmış Bir İnancın Tarihi-Alevilik” adlı eserimden yararlanarak, birinci bölümü paylaşmıştım.

lI. Bölüm
Osman (Odman-Udman) Bey’in diğer göçebe Türkmen ve Tatar beylerinden çok temel bir farkı vardı. O, çevresindeki gayrimüslim yerli halka hem kendisi saldırmıyor, hem de onları diğer Türkmen ve Tatar unsurların saldırılarından koruyordu.

Osman Bey’in bu politik tutumu, yerli halk arasında büyük güven ve saygı kazanmasına neden oldu. Bu güven, sonraki aşamalarda Bizans’a ve yerli ahalisine pahalıya mal olsa da Osman Bey’in bölgesel egemenliğini ve imparatorluğa giden yolda en önemli eşiğin aşmasını sağladı. “Anadolu’da İslamiyet” eserinin yazarı, ünlü tarihçi Babinger, Osman’ın, İslamiyet’i kabul ettikten sonra, Utman olan adını, Osman olarak değiştirdiği görüşündedir. (M.H.) Yinanç da İslam Ansiklopedisi’ne yazdığı “Ertuğrul” maddesinde, kaynaklara dayanarak, Osman Bey’den “Utman Bey” olarak bahsediyor. Osmanlı Beyliği’nin, bidayetinde yöneticiler arasında okuma yazma bilmeyen Otman Gazi, Turgut Alp gibi kimselerin bulunduğu dikkate alınırsa, Türkmenlerle aynı toplumsal tabana mensup bulunmaları dolayısıyla, aynı heterodoks anlayışı paylaştıkları izlenimini vermektedir.

Erdoğan Aydın’ın, Oruç Bey tarihinden aktardığına göre, Bektaşilerle sıkı bir bağ içinde olup, derviş yaşamı sürerek yönetim yetkilerinden feragat etmiş olan Orhan Gazi’nin kardeşi Ali/Alâeddin Paşa, Yeniçeri Ocağı’nın Bektaşi Dergâhı’na bağlanmasında temel bir işlev görmüştür. “Ey kardeş -demiştir Ali Paşa kardeşi Orhan’a- Bütün askerin kızıl börk giysin. Sen ak börk giy, sana ait kullar da ak börk giysinler; bu da âleme nişan olsun. (…) Yeniçerinin Dergâh’a bağlanmasının yanı sıra ve buna paralel olarak; Osmanlıların Dergâh’a gösterdiği yakın ilgi de bilinmektedir.”*1

Âşıkpaşaoğlu Tarihi, Sencer Divitçioğlu, Z. Velidi Toğan ve birçok yerli ve yabancı tarihçi de Osmanlı’nın kurucusu kabul edilen Osman Bey’in adının “Utman” olduğunu ayrıntılarıyla anlatarak, belgeler sunuyor. Kuruluş ve sonrasına dair tarihlerde hep “Gazi” sıfatıyla anılan Osman Bey’in yaşadığı dönemde Gazi sıfatını kullanması, onun din adına kılıç çalan bir mücahit olduğunun değil, “Müslümanlık cilası” taşımakla birlikte ağırlıklı olarak eski Türk inancını taşıyan, göçebe Türkmen’in Gaziyan-ı Rum koluna mensup bir savaşçı olduğunun kanıtı olarak değerlendirilmelidir.

Nitekim Osmanlı’nın ilk iktidar dönemlerinde de alabildiğine gevşek ve kurallardan uzak dinsel anlayışı görüyoruz. Örneğin: “Orhan Gazi’ye ait Vakfiyyede, Bursa’nın zaptında büyük himmeti ve askeri coşturarak zaferde katkısı olan heterodoks derviş Geyikli Baba’ya bir kısım arazi ile iki yük şarap ve iki yük rakı verilmesi kaydı (…) son derece dikkati çekicidir.”*2

Geyikli Baba, kendini “Baba İlyas müridiyim, Seyyid Ebu’l Vefa tarikatındanım.” diye tanımlar. Ebul Vefa yolağının aradaki temsilcisi olan Baba İlyas ise, bilindiği gibi Selçuklu İmparatorluğu’na karşı gelişen büyük ayaklanmanın önderidir. Mustafa Akdağ, bugün içinde olduğumuz dinî-sosyal gerçekliğe denk düşen bir analizle: “Babaların (…) Kuzey Anadolu, Çorum-Ankara-Bursa etrafında yuvalandıkları ve tekkelerini kolayca kurdukları yerler olmasına karşılık, Kayseri-Konya-Kütahya-Aydın hattı ve etrafı da Mevlevilerin nüfuzundaydı. Yani, (…) bu iki siyasi-idari bölgenin birinde Mevleviler, diğerinde Bektaşiler hâkim tarikat oldular. Osmanlıların kuruluşu sırasında kendilerini destekleyenler hep babalar olup, Mevlevilerden bahsolunmuyor.” diyerek, gerçekten önümüzü açmakta ve son noktayı koyarak, tartışmayı kapatmaktadır.

Ertuğrul Bey’in Vefai/Babai inancına bağlılığı kuşkusuzdur. Oğul Osman’ın, bey olur olmaz Ede Balı gibi bir Vefai halifesinin duasını alması, hemen sonra kızıyla evlenmesi, bu dinsel bağlılığın bir sonucu olsa gerektir. Onun gerçek adının Osman değil Utman, Odman veya Udman olduğu anımsanırsa, kuruluştaki Osmanlı’nın, resmî tarihçiliğin kurguladığı Osmanlı’dan tümüyle farklı olduğu daha net anlaşılır. Bu realitenin değişimi ise, sadece tarih yazımındaki çarpıtmalarla değil, aynı zamanda korkunç katliamlarla gerçekleştirilecektir.

Özetle Osmanlı, “resmî tarih ezberinden farklı bir dinsel ortamda şekillenmiştir. Örneğin; bu bölgede onca hareketliliğe rağmen Müslüman ve Hıristiyan unsurlar arasında dinî sebeplerden dolayı çıkmış herhangi bir mücadeleye tesadüf etmiyoruz. Çünkü Hıristiyanlığı dinsel nedenle düşmanlaştıran bir anlayış, Türkmenler arasında hiçbir zaman kuvvetli bir tesir icra edememiştir. Öyle ki umumiyetle Müslüman olmakla beraber, her türlü taassuptan azade, dinin kendileri için çok muğlâk (…) eski kavmi ananelerinin zahirî Müslümanlık cilasına boyanmış basit bir şekline salik, eski Türk Şamanlarının haricen İslamlaşmış devamından başka bir şey olmayan müfrit Alevi ve heterodoks Türkmen babalarının manevi nüfuzu altında idiler.”*3

“Yunus Emre, Tapduk Emre, Hacı Bektaş Veli, (…) Baba İshak gibi büyük Türkmen erenlerinin anladığı ve telkin ettiği İslamiyet, Türk Şamanizmi vesair menşelerden gelen inanışların, halka kadar inmiş, geniş tasavvufi fikirlerle imtizacından mürekkep olup, medrese mensuplarının dar şeriat kaidelerine karşı lakayt bir mahiyette idi. Bu sebeple kendilerine mensup olan cemaatlerin, inanış ve yaşayışları İslamiyet’e aykırı olsa dahi buna pek ehemmiyet vermiyorlardı. Anadolu gibi birçok akidelerin kaynaştığı bir içtimai muhitte yaşayan bu Türkmen şeyhlerinin bir kısmı, yalnız doğrudan doğruya kendilerine mensup Şii-Şamanî hayat ve akidelerine bağlı Türkmenlerin değil, Sünni Türklerin ve hatta Hıristiyanların bile, bilhassa ölümlerinden sonra, velileri hâline gelmişlerdi.”*4

Görüldüğü üzere, Osman Bey’in, Alevi akidelere mensup bulunan ve Horasan erenleri diye bilinen sufi derviş, dede ve babaların etkin olduğu bir sosyal gruba mensup olduğunu, çeşitli otorite isimler ve kaynaklar ittifakla ifade etmektedir.

Buna karşın örneğin, Köprülü; “Osman Bey’in, ‘göçebe olmayan ve Sünni akidelere bağlı bulunan yerleşik unsurlara mensup bir şahsiyet’ olduğu savlarına işaret ederek, bu iddialara ‘bazı garip fikirler’ diyerek karşı çıkmakta ve bunların tamamıyla esassız olduğunu söylemektedir.”*5

Çetinkaya; “Osman Bey’in mensup olduğu aşiretin dört yüz evlik bir grup ile Anadolu’ya göçtüğünü, Moğol istilası nedeniyle Anadolu’ya gelen ve Büyük Türkmen Göçü olarak adlandırılan göçlerden sonra, Anadolu’daki Türkmen unsurların daha da güçlendiğini, Osmanlı Devleti’ni kuran Hanedanın da, bu yeni gelen Türkmenlere mensup” olduğunu ileri sürmektedir.*6

II. Bölüm için sonuç:
Çağdaş objektif tarih, ülkemizde “tarih” diye okutulan yalanlar manzumesini deşifre ederek, bir büyük ihanetin ipliğini pazara çıkarmaktadır. Resmi tarih, gerçeği tahrif etmekte, çağ dışılığa ve “üçüncü kol hareketine” çanak tutmaktadır! Tehlike şu ki, günümüzün egemenleri, toplumsal dezenformasyonu tarih ile başlatmakta, üzerine de, tarihimize ve meşrebimize yabancı olan akıl, mantık ve bilim dışılığı giydirmektedir. Osmanlının “ceddimiz” olduğu iddiaları, Fetö-Menzil, gılman haremi özlemi, cemaatçilik-çocuk tecavüzcülüğü, İslami şeriat düzeni talepleri, hep bu yalanlar üzerine oturmaktadır.

Resmi tarih; tebaanın (halkın) değil, Osmanlının l. Murad sonrası savrulmasının, Roma Saray yaşamına öykünmesinin belgesidir. Dolayısıyla sarayın tarihidir.

Bu yüzden; Irak, Suriye, Afganistan, Pakistan gibi İslami diktatörlüklerin hükmettiği halkların yaşadığı dramı, yokluğu, zulmü ve göç-mültecilik gerçeğini yaşamak istemiyorsak, tarihe bakmalı, günümüzde nelerin olup-bittiğinin ve sürecin nereye evrildiğinin farkında olmalıyız.

05.03.2020
Murtaza DEMİR

Kaynak:
1- Aydın, Erdoğan, Osmanlı Gerçeği, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul 2000, s. 336, 337. Aydın’ın Vilayetnameden aktardığına göre: “… türbe, büyük atası Gazi Osman ile yakınlıklarından dolayı Hacı Bektaş’ın anısına içten bağlı olan 1. Murad tarafından Yanko Medyan adlı bir mimara yaptırılmıştı.”
2- H. Z. Ülken, Akt, T. Akpınar, Tarih-Toplum Dergisi, Sayı 82, s.16.
3- F. Köprülü’den Akt. Erdoğan AYDIN, http://esevcanca.blogcu.com/ilk-osmanlilarda-inanc-e…/461707
4- Osman Turan’dan akt. Erdoğan Aydın, İlk Osmanlılarda İnanç, s.25 (2006)
5- Fuat Köprülü, Osmanlı İmparatorluğu’nun Etnik Menşei Meseleleri, s.299, 300. (2004)
6- Nihat Çetinkaya, Kızılbaş Türkler, Tarihi, Oluşumu ve Gelişimi, İstanbul, s, 312, 350. (2004)

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy