Makale

“Kûtu’l-Amâre” ve Halil Paşa

İlginç olayların ardı arkası kesilmiyor. Covid-19 salgını ile uğraşırken Gazi Paşa’nın kurduğu Türk Tarih Kurumu’nun başına Atatürk’ün hatırasına hakaret eden bir kişi tayin ediliyor! Amaç nedir, neleri beklemeliyiz, ayrı bir yazı konusu.

“Kûtu’l-Amâre” ve Halil Paşa

İlginç olayların ardı arkası kesilmiyor.
Covid-19 salgını ile uğraşırken Gazi Paşa’nın kurduğu Türk Tarih Kurumu’nun başına Atatürk’ün hatırasına hakaret eden bir kişi tayin ediliyor! Amaç nedir, neleri beklemeliyiz, ayrı bir yazı konusu.
Ülkemi Orta doğu bataklığına sürükleyen şu gayrı milli zihniyet, yıllardan beri Osmanlı’nın kurtuluşu için çaba sarf eden İttihatçılara “darbeci” diye nefesleri tüketirken birden İttihatçıların kazandığı zaferi sahiplendiler.
Dahası, onlara göre güya Osmanlı İmparatorluğu’nu İttihatçılar yık mışmış, batır mışmış!
Merdiven altı inlerinde, hücrelerinde, tarikatlarında, cemaatlerinde, dahası kutsal mekânlarda topluma pompaladıkları görüş böyleydi bugüne kadar…
Vatansever, milli düşünce öncüleri ittihatçıları kastederek birileri eğer bu karanlık vicdanlı değilse onlara hakaret anlamında kullanılan “İttihatçı zihniyet” demeleri bugün de akıllardadır.
***
Birinci Dünya Savaşı’nda İttihatçıların kazandığı başarılar, ürettiği yenilikler, kısaca ne varsa hepsini karalamak, bu kara zihniyetin görevi idi.
Bu yobaz zihniyet; ne Enver Paşa’yı, ne Mustafa Kemal’i ne Talat Paşa’yı ne de Cemal Paşa’yı sever!
Peki, şimdi seviyorlar mı?
Zinhar!
Ama o dönemin bir başarısını överek, diğer bir başarıyı, özellikle Mustafa Kemal’in başarısını, geri plana itmek için gayret ediyorlar.
İşte durup dururken Birinci Dünya Savaşı sırasında İttihat ve Terakki Hükümeti’nin iktidarda olduğu dönemde, bu dönemin en önemli zaferlerinden biri olan “Kut-ül Amare” Zaferi’nin öne çıkarıp, renkli ekranlarda, bülbül olup ötmeye başladı yanaşma, yalaka, yağdanlık, çakma lafazan zevat…
Tabii ki Kut-ül Amare Zaferi’nin 105. yılı kutlanmalıdır, buna hiçbir vatansever Türk’ün karşı gelmesi söz konusu olamaz.
Soru şudur; on sekiz yıldan beri adam kandıran partinin ve iktidarlarının aklına neden bu zafer hiç gelmedi de şimdi geldi?
Hiç bugüne kadar olmadığı şekilde kutlanıyor olması, öne çıkarılmasının bir sebebi olmalı! Sakın, 105. yıl diye bahane üretmeyelim.
Bir yandan devletimizin varlık başlangıç günü olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı (TBMM Açılışı; önceki yıllarda örnekler) yasaklayacaksınız, bir yandan da “Kut-ül Amare” zaferini öne çıkaracaksınız.
Yetmez, milletin egemenlik hakkını hile ve rey hırsızlıklarıyla gasp edip “tek kişiye” teslim edecek sistemi zorlayacaksın!
Bu kutlamaların başını, tartışmasız, adam kandıran partinin çekiyor olması ilginçtir. Burada ister istemez bir şüphe doğuyor.
Lakin zihniyet bozukluğuyla temayüz etmiş bir kadronun her hareketi şüphe ile karşılanıyor.
Bu iktidara karşı güven sıfır…
Yargıtay başkanı dahi “….adalete vatandaşın güveni sadece %30 kadardır…” dedikten sonra, yalancılara, hırsızlara, devleti soyanlara, ülkeyi iç savaşın eşiğine getirenlere nasıl güven duyulsun ki?
***
102. yılında bugüne kadar olmadığı şekilde kutlanıyor “Kut-ül Amare” zaferi güzel kutlansın ancak bunun ardındaki “bit yeniği” nedir?
23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim, 30 Ağustos gibi milli Bayramları unutturmak mı, küçümsemek mi?
Çanakkale Zaferi’nin yüz yılı aşkın döngüsü kutlamalarını görmezden gelmek mi?
Mustafa Kemal’in kahramanlığını gölgelemek mi?
Mustafa Kemal ile “Kut-ül Amare” Zaferi’nin kahramanı Halil Paşa ve Enver Paşa arasındaki rekabette yeni bir “mağdur” yaratmak mı?
İlginçtir; TÜYAP İzmir Kitap Fuarı’nda bu zaferi anlatan kitap reklam afişinde; ” Mustafa Kemal’in içinde bulunmadığı zaferin iç yüzü” mealinde bir afiş! Yorum sizindir…
***
İşin komik tarafı ise zaferin komutanı Halil Paşa’nın adını anmadan kutlamaları yapmak, tv programları düzenlemek?
Neden?
Çünkü Halil Paşa da rakı içiyordu!
Dahası ölünce “mezarıma rakı dökün” diyecek kadar açık sözlü bir kahramandı!
“Halil Paşa gırtlak kanseri olmuştu. Paşa babam burnundan geçirilen bir sondayla ancak sulu gıdalar alabiliyordu. Paşa babam sondayla rakı içiyordu. Bana daima vasiyet ederdi. ‘evladım ölürsem, benim mezarıma ziyarete gelirsen, başucuma bir şişe rakı dök…” (Kaynak: Dr. Necdet Özgelen “Paşa Baba” diye 13 yıl boyunca yanından ayrılmayan canlı tanık, Haber Türk TV, Tarihin Arka Odası, Murat Bardakçı Sunumu)
Tıpkı Ömer Hayyam gibi…
Hayyam’ın; “Ölünce beni şarapla talkınlayın” mealindeki söylemi gibi…
***
Sonuç olarak, ülkemi Ortadoğu bataklığına saplayan, çağdaş dünya ile kavgalı, ülkemin itibarını sıfırlayan bu örgütlü cehaletin ürünü ehliyetsiz ve liyakatsiz, milli bilinçten yoksun kadrolar heybelerini doldurmaya, ikballerini korumaya devam ediyorlar. Ne zaman ki vatandaş olduğunu anlarsa geniş “halk” kitleleri, kurtuluş umudu o zaman doğar…

R. Demir (1.5.2020)

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Prf.Dr. Ramazan Demir

Elazığ’ın Keban kazasına bağlı Gökbelen (Zırkıbaz) Köyünde 1947 yılında fakir bir çiftçi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Köy ilkokulunu, Keban Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okulunu bitirerek ilk ve orta öğrenimini sürdürdü; üstün başarılar göstermesi nedeniyle İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesine (Sınıfı) seçilerek lise eğitimini tamamladı. İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulunu ve İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji lisans eğitimini birlikte tamamladıktan sonra, lise öğretmenliği ve idareciliği, Eğitim Enstitüsü öğretmenliği yaptı. 1974 yılında üniversiteye asistan olarak intisap etti; Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Kürsüsünde asistan olarak görevini sürdürürken, 1750 sayılı yasa hükümleri gereğince İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesinde doktora yaptı. 1978 yılında Bilim Doktoru (PhD), 1982’de Üniversite Doçenti, 1988’de profesör oldu. Farklı ülkelerde değişik sürelerle NATO burslarıyla ve Federal Almanya’da DAAD burslarıyla bilimsel çalışmalar yaptı. Ulusal ve uluslar arası düzeyde bilim alanıyla ilgili olarak birçok makale ve bildiri (470) ve kitaplarının (8) yanı sıra, SCI kayıtlı bilimsel yayınla (145) bilime katkı yaptı, birçok atıf aldı (2.320). Yayınları 46 ayrı Text Book’ta refere edildi, Text Book’larda adına şekiller, resimler, çizimler yer aldı. Yüksek bilimsel (H) Faktörüne (19) sahiptir. Uluslararası bilim merkezleriyle, ABD ve AB ülkelerindeki 8 ayrı üniversite ile ortak projeler yürüttü, AR-GE çalışmalarına katkı yaptı. Sağlık Bilimleri alanında "Bilim Ödülü", üniversite “Hizmet Ödülü”, TÜBA "Kitap Birincilik ve Üçüncülük Ödülü" sahibi olan Dr. Demir’in bilim alanın dışında yayınlanmış sosyal konuları kapsayan kitapları (12) ve çok sayıda fikir-düşünce makalesi (yaklaşık 1650) bulunmaktadır. Uzun süre Anabilim Dalı Kurucu Başkanlığı (25 yıl), Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü (9 yıl), Üniversite Senato Üyeliği (9 yıl), 17. M. E. Şurası üyeliği görevlerinde bulundu. Tıp Fakültesi Elektron Mikroskop Görüntüleme ve Analiz (TEMGA) Ünitesinin kurucusu ve başkanlığı (2000-2006), Sağlık Bilimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanlığı (1996-2000) görevlerini yürüttü. Anabilim dalında araştırma laboratuarları, embriyo-hücre kültür laboratuarları, embriy koleksiyonu ve üreme biyolojisi arşivi oluşturdu. Çoğu profesör ve doçent olan 12 akademisyen yetişirdi; binlerce hekimin yetişmesine katkı yaptı. Farklı üniversitelerde ve sivil toplum örgütlerinde davetli konuşmacı olarak (Üniversitenin Sorunları ve Çözüm Önerileri, Akademik Nosyon, Bilimsel Yayınlarda Etik Sorunlar, Sağlık Bilimlerinde Araştırma Eğitimi, Ermeni İddiaları ve Cevapları, Cumhuriyete Kalan Miras, Feodalizm ve Dersim Olayları olmak üzere) çok sayıda konferanslar verdi. Antalya TRT yönetiminde uzmanlık alanıyla ilgili konuşmalarının yanı sıra,“bilimin ışığı” konulu programa sürekli (24 hafta boyunca) konuk oldu. Bilimi bir yaşam biçimi olarak seçen, bilimin hayatın gizemlerini çözmeye yönelik tek araç olduğuna inanan Dr. Demir, uluslar arası bilim kuruluşları olan; International Federation of Placenta Association (IFPA), New York Academy of Science (NAS), American Academy Association of Science (AAAS), European Placental Group (EPG), International Federation Society Association of Microscopy (IFSAM) ve Islamic Academy of Science (IAS) ile ulusal Türk Elektron Mikroskopi Derneği (TEMD) ve Türk Histoloji ve Embriyoloji Derneği (THED) aktif üyesidir. Tarih, felsefe ve milli hassasiyet konularında araştırma yapmayı hobi olarak seçen Dr. Demir, ulusal ve uluslararası dergilerde editörler heyeti üyeliği görevini yapmaktadır. İki evladı, beş torunu vardır.

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy