Makale

Seküler Toplum ve Arapçılık Zihniyeti-2

Teologların bildirdiğine göre İslam dini için ileri sürülen yani "şeriatın ana kuralları" olarak önerilen yazılı kaynakların ve bunlara bağlı yüzlerce farklı yorumun olması bize şunu gösteriyor; din-inanç merkezli toplumsal yönetimlerde birlik, bütünlük, beraberlik sağlanamaz.

Seküler Toplum ve Arapçılık Zihniyeti-2

Teologların bildirdiğine göre İslam dini için ileri sürülen yani “şeriatın ana kuralları” olarak önerilen yazılı kaynakların ve bunlara bağlı yüzlerce farklı yorumun olması bize şunu gösteriyor; din-inanç merkezli toplumsal yönetimlerde birlik, bütünlük, beraberlik sağlanamaz. Çünkü yoruma dayalı teolojik kurallar herkes için birlik ve bütünleştirici değildir. Her teolojik görüşe sahip ekol (mezhep, tarikat, cemaat, herhangi bir örgüt, hatta terör örgütü bile…) dini uygulama şekli olan “şeriat” üzerinden kendilerine bir pay çıkarırlar. Üstelik de bunun kendilerine ait bir “hak” olduğunu savunurlar.
İslam’ın tebliğinden beri özellikle Peygamberin ölümünden sonra geride bıraktığı “halifelik” kurumunun getirdiği siyasi, ekonomik gücün paylaşılamaz “değer” olması bağlamında topluma kan olarak yansımıştır. Daha kötüsü günümüzde hâlâ yaşanıyor.
Etrafımıza dikkatle ve aklın rehberliğinde bakıp düşünelim.
Bugün Müslüman geçinen kuru kalabalıklar tarikatlara, cemaatlere, onların başındaki “şeyhlere” Allah’tan daha çok tapıyorlar! İndirilen Kur’an dini yerine uydurulan bir din revaçtadır. Dinin kendisine, yaratıcıdan daha çok cemaatlere, tarikatlara, “hoca efendilere”, “efendi hazretlerine” rağbet var. İhlâs Suresinin ruhu olan Allah’ın varlık tarifi unutulmuş, varsa yoksa şeyh efendiler var, tarikatlar var…
***
Sorgulayalım; seküler bir devletin uyguladığı yönetim sistemi tüm ülkeler-toplumlar için daha iyi bir uygulama olabilir mi?
Örneğin toplumun sosyolojik yapısı seküler kuralları özümseyemeyecek durumda olursa şeriat kurallarına mı dönülmeli?
Bu sorgulamanın cevabı çok kısa olmalıdır; çünkü seküler toplum Tanrı’nın emirleriyle yani “şeriat” kurallarıyla yani statik emirlerle değil dinamik kurallarla idare edilir.
Hangi toplum olursa olsun, hangi seviyede olursa olsun kendini idare edebilecek kadar akla ve izana sahiptir. Kendi kurallarını, yasalarını çoğulcu anlayışı örnek alarak geliştirebilir, uygulayabilir. Seküler anlayışa ters olan
Arapçı zihniyetin egemen olduğu toplumlara bakalım, gerçekte bu toplumlar Müslümanlıktan başka bir anlayışın sahibidirler, tarikatçı, mezhepçi, diktatörcü, baskıcı bir anlayış egemendir bu toplumlara.
Bu toplumlar “İslam” yorumculuğu etkisiyle dini metinleri farklı yorumlayarak egemen güç olmayı sürdürüyorlar.
Sekülerizmin yansıması olan demokrasi ile idare edilen bir tek İslamcı geçinen Arap toplumu var mı?
Bu gerçeği görmek gerek. İşte Arapçı zihniyet budur.
Hem demokrat hem diktatör hem mezhepçi, hem baskıcı…
Nasıl bir şey bu?
Arapçılık yapan ülkelerin genel karakterleri şöyle yansıyor; tamamen bir aldatmacaya dayanan bir anlayış var. Görünüşte yönetim şekli “demokrasi”, sosyal hayatın merkezi olan günlük yaşantı “liberal ve şeküler” olarak yansıyor dışarıya!.. Bu mümkün mü?
Trajikomik değil mi?
Arap toplumlarının kendilerine ait bir markası, ürünü, üretimi var mı?
Tükettikler her organik ve inorganik ürün şeküler toplumların üretimidir.
Sekülerizm ve demokrasinin yerleştiği uygar toplumlar üretiyor, Arapçı toplumlar da tüketiyor!
Batı medeniyeti tarafından üretilen ürünlerin temeli bilgiye, eğitime, gayrete ve rekabete dayanır. Arapçı zihniyetin egemen olduğu yerde bağımsız düşünme ve bireysel özgürlük sınırlıdır. Buna sebep olan en büyük güç dini baskının getirdiği sınırlamalardır.
***
İslam adına işlenen hataları kabullenmeyen bir zihniyette inkârcılık ve bağnazlık önde gider, dinci terör örgütlerinin marifetleri de küçümsenir ya da “din dışı” deyip top taca atılır. Örneğin “İŞİD” denilen terör örgütünün din adına hareket ettiği ve katliamlar yaptığı söylendiği zaman “İslamcı politikacılar” bunu kabullenmezler.
Efendim, “Onların yaptığı İslam’la ilgili değildir, hiç bir bağlantısı yoktur” derler.
Hâlbuki herkes de bilir ki “İŞİD’in İslam’la alakası yoktur” diyenler, her kim olursa olsun, yalan söylüyordur. Bu bir gerçektir.
Yukarıda belirttiğimiz gibi “ekol” olarak anılanlar arasında yer alan her bir terör örgütü de din hakkında söz söyleme hakkı olduğunu kendine hak görür.
Terör örgütlerinin din hakkında söylemlerinin neler olduğunu basından biliyoruz.
Hal böyle olunca İslami esaslara göre bir toplum yaratmak, medeniyet kurmak, icat yapmak, seküler bir toplumun ilkelerine sahip olmak ve yönetmek üstelik de bununla övünmek mümkün mü?
***
Şunu sorgulamak mümkün, Arapçı zihniyet sekülerizmi başarabilir mi?
Başarır diyenler, iddia edenler de olabilir!
Bu iddiayı ispat etmek mümkün mü?
İŞİD denilen terör örgütü “Peygamber dedi ki…” diye başlayan söylemleri var.
Eğer İŞİD’in İslam’la bağlantısının olmadığını iddia ediyorlarsa bunu ispat etmeleri gerekir.
Sadece laf var kanıt yok!
Ne zaman bir ahlaksızlık, bir insanlık suçu işlenirse “Bu insanlar İslam’ı temsil etmiyor” derler. “Bunlar haricidir, İslam’ı yanlış anlıyorlar” deyip topu taca atarlar.
Neden diyoruz ki din merkezli toplumsal idare sistemlerinde ne sekülerizm ne demokrasi olabilir. Çünkü din siyasal ve ekonomik bir güç aracıdır.
***
Tanrı’nın buyruklarını eğip büküp menfaatleri için kullanan siyasal gruplar her yerde ve her zaman olmuştur olmaya da devam edecektir.
Ortaçağ Hristiyanlığının sebep olduğu kanlı olaylar bundan dolayıdır, dini merkeze alıp cennetten tapu vermeleri unutulmadı.
Keza İslam dinini kabul etmiş toplumlarda özellikle Ortadoğu Arap toplumlarında tarih boyunca mezhepçilik, tarikatçılık, dincilik temelinde mücadeleler nedeniyle hep kan akmıştır, bugün de akmaya devam ediyor.
İslam’ı, Kur’an’ı böyle anlayan toplumların emperyalist güçlerin piyonu, uşağı olmaktan kurtulmayacağı açıktır.

(Devamı var)

R. Demir (16.03.2020)

Leave your vote

Daha Fazla Göster

Prf.Dr. Ramazan Demir

Elazığ’ın Keban kazasına bağlı Gökbelen (Zırkıbaz) Köyünde 1947 yılında fakir bir çiftçi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Köy ilkokulunu, Keban Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okulunu bitirerek ilk ve orta öğrenimini sürdürdü; üstün başarılar göstermesi nedeniyle İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesine (Sınıfı) seçilerek lise eğitimini tamamladı. İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulunu ve İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji lisans eğitimini birlikte tamamladıktan sonra, lise öğretmenliği ve idareciliği, Eğitim Enstitüsü öğretmenliği yaptı. 1974 yılında üniversiteye asistan olarak intisap etti; Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Kürsüsünde asistan olarak görevini sürdürürken, 1750 sayılı yasa hükümleri gereğince İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesinde doktora yaptı. 1978 yılında Bilim Doktoru (PhD), 1982’de Üniversite Doçenti, 1988’de profesör oldu. Farklı ülkelerde değişik sürelerle NATO burslarıyla ve Federal Almanya’da DAAD burslarıyla bilimsel çalışmalar yaptı. Ulusal ve uluslar arası düzeyde bilim alanıyla ilgili olarak birçok makale ve bildiri (470) ve kitaplarının (8) yanı sıra, SCI kayıtlı bilimsel yayınla (145) bilime katkı yaptı, birçok atıf aldı (2.320). Yayınları 46 ayrı Text Book’ta refere edildi, Text Book’larda adına şekiller, resimler, çizimler yer aldı. Yüksek bilimsel (H) Faktörüne (19) sahiptir. Uluslararası bilim merkezleriyle, ABD ve AB ülkelerindeki 8 ayrı üniversite ile ortak projeler yürüttü, AR-GE çalışmalarına katkı yaptı. Sağlık Bilimleri alanında "Bilim Ödülü", üniversite “Hizmet Ödülü”, TÜBA "Kitap Birincilik ve Üçüncülük Ödülü" sahibi olan Dr. Demir’in bilim alanın dışında yayınlanmış sosyal konuları kapsayan kitapları (12) ve çok sayıda fikir-düşünce makalesi (yaklaşık 1650) bulunmaktadır. Uzun süre Anabilim Dalı Kurucu Başkanlığı (25 yıl), Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü (9 yıl), Üniversite Senato Üyeliği (9 yıl), 17. M. E. Şurası üyeliği görevlerinde bulundu. Tıp Fakültesi Elektron Mikroskop Görüntüleme ve Analiz (TEMGA) Ünitesinin kurucusu ve başkanlığı (2000-2006), Sağlık Bilimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanlığı (1996-2000) görevlerini yürüttü. Anabilim dalında araştırma laboratuarları, embriyo-hücre kültür laboratuarları, embriy koleksiyonu ve üreme biyolojisi arşivi oluşturdu. Çoğu profesör ve doçent olan 12 akademisyen yetişirdi; binlerce hekimin yetişmesine katkı yaptı. Farklı üniversitelerde ve sivil toplum örgütlerinde davetli konuşmacı olarak (Üniversitenin Sorunları ve Çözüm Önerileri, Akademik Nosyon, Bilimsel Yayınlarda Etik Sorunlar, Sağlık Bilimlerinde Araştırma Eğitimi, Ermeni İddiaları ve Cevapları, Cumhuriyete Kalan Miras, Feodalizm ve Dersim Olayları olmak üzere) çok sayıda konferanslar verdi. Antalya TRT yönetiminde uzmanlık alanıyla ilgili konuşmalarının yanı sıra,“bilimin ışığı” konulu programa sürekli (24 hafta boyunca) konuk oldu. Bilimi bir yaşam biçimi olarak seçen, bilimin hayatın gizemlerini çözmeye yönelik tek araç olduğuna inanan Dr. Demir, uluslar arası bilim kuruluşları olan; International Federation of Placenta Association (IFPA), New York Academy of Science (NAS), American Academy Association of Science (AAAS), European Placental Group (EPG), International Federation Society Association of Microscopy (IFSAM) ve Islamic Academy of Science (IAS) ile ulusal Türk Elektron Mikroskopi Derneği (TEMD) ve Türk Histoloji ve Embriyoloji Derneği (THED) aktif üyesidir. Tarih, felsefe ve milli hassasiyet konularında araştırma yapmayı hobi olarak seçen Dr. Demir, ulusal ve uluslararası dergilerde editörler heyeti üyeliği görevini yapmaktadır. İki evladı, beş torunu vardır.

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy