Makale

“ŞU BAYIRI Bİ AŞABİLSEM!”

Babamdan bir savaş anısı…

“ŞU BAYIRI Bİ AŞABİLSEM!”
Babamdan bir savaş anısı…
Bu yazıyı 30 Ağustos’ta yazmak istiyordum fakat araya başka meşgaleler girdi.

Arada bir anılarını anlatmak ister, başlar, duygulanır, gözleri sulanır, konuşamaz, susardı… Biz çocuklar oturur sessizce sakinleşmesini beklerdik. Beklediğimizi görünce dayanamaz yeniden başlardı.
“Oğul, hangi yıldı, hangi ayın kaçıydı bilmiyorum. Daha sakallarım bile yoktu. ‘Askeri celp gelince, yürüyerek Yenihan’a (Sivas-Yıldızeli) gelmiştik. Samsun’daki kısa süreli askeri eğitimden sonra alelacele cepheye sürüldük. Memleketin dötrbir yanı ateş olmuş yanıyordu. İngiliz’le mi, Urus’la (Rus) mı, Fransız’la mı savaşacaksın?
Hele de Yunan!
O cepheden o cepheye koşup duruyorduk. Urus baş kaldırmış, hadi o cepheye yardım, Fransız Halep’e girmiş, oraya yardım, İngiliz Güneyimize saldırmış, hadi oraya… Bir tren dolusu asker, başımızda kumandanlar oradan oraya seğirtip duruyorduk.
Bir de içeride Pontus dedikleri çetelerle, İngiliz-Fransız mandası isteyen dinci hainler vardı. Satılmışlardı! Tamamı dağlarda eşkıyalık yapıyor, Türk atasına (Atatürk) karsı savaşıyordu. Sorsan, şimdi onların hepsi muteber vatansever, biz zındık-Kızılbaş olduk.
Kötü günlerdi, yokluk, fukaralık, sıkıntı, salgın hastalık anlatılamaz ölçülerdeydi. Biz askerler açlık, bit, pire, pislik ve kir içindeydik. At dışkısından arpa tanelerini ayıklayıp, yıkadıktan sonra teneke üstünde kavurup yediğimiz çok olmuştur…
Okumam yazmam yoktu, kimi zaman nereye hangi cephede olduğumu dahi bilmiyordum.
İngiliz cephesinde esir düştük ki, belki 500 asker. Biz esirleri, dört köşesinde dört makineli tüfekli asker olan dikenli tel içerisine aldılar. Günde bir öğün tayın (yiyecek) veriyorlardı. Yatacak yer desen it bile yatmaz! İngiliz askeri bazen biz esirleri makineli tüfek ile rastgele tarar, 8-10 kişiyi öldürür, bir başka gün de diğeri tarar yine 8-10 kişi daha öldürürdü.
Öldürmeyen Allah öldürmüyor işte, çekecek çilemiz varmış, ölmedik!
Sonra mübadele oldu; bizimkiler İngilizleri verdi, onlar da bizi serbest bıraktı.
Köye geldim oğul, daha iki gün geçmeden haydiii doğru Yunan’a…
Nereydi, hangi şehir hangi dağ bilmiyorum. Bir gün yine Yunan’la tutuştuk! Derenin bir yamacında biz, diğer yamacında Yunan… Yukarıdaki tepeyi tutmak istiyoruz ama ne mümkün! Gavur veriyo mermiyi. Elinde İngilizin makinelisi var, bizdeki ise kötü piyade tüfeği ki, çoğunca da tutuluyo. Hele benimki; kabzası kırık, telinen sardım ama hiç değilse tutukluk yapmasa!
Neyse, yanımdaki yöremdeki silah arkadaşlarım patır patır düşüyor, ya ölüyor, ya yaralanıyor, şükür bende bişey yok. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen Tokat’lı arkadaşım beş metre ilerde vuruldu, çalının dibinden ayrılamıyorum ki yardım edem. Kıpırdadığım anda Gavur yağmur gibi mermi yağdırıyor ve ben çaresiz tekrar çalının dibine sığınıyorum. Arkadaşım acı içinde bağırıyor, “dayan” diyorum fakat yardım etmek ne mümkün.
Bir süre sonra sustu.
Ölmüştü!
En yakın canım arkadaşımı, yüreğimin yarısıyla birlikte orada bıraktım…
Yamacı da tepeyi de tutamamış, bozulmuştuk. Karargâh, tepenin arkasındaydı, sağ kalan arkadaşlarım savuşup kurtulmuşlardı. Bayırı aşabilsem ben de kurtulacaktım ama yerime mıhlanmış kalmıştım. Ayağa kalkamadığım gibi sürünerek de gidemiyordum.
Kıpırdadığım an mermi yağıyordu. Karşılık veremiyordum, mermim karşı yamaca ulaşmıyordu ki…
İyi de ben neden gidemiyordum?
Bekledim, bekledim…
Güneş aşmıştı, bir daha denedim. Hayır, nedense artık ateş açmıyorlardı…
Sürünerek bayırı aşıp, karargâha ulaştım.
Sonra başımdan geçeni anlattığım Ali Çavuş söyledi: ‘Behey budala* Memet, sırtında karavana leğeni var, bilmiyor musun? Sen kalkınca güneşi görüp parlıyor, adamlar da şavkıyan noktaya ateş ediyor’ dedi.
Karargâha bağlı bölüklerde Banazlı üç askerdik. Ali Çavuş, Ahmet ve ben… Vardığımda Ali Çavuş sıpasını kaybetmiş eşek gibi bizi arıyordu: Sarıldık, Ağladık, buruk da olsak sağ kaldığımıza şükrettik…
Ahmet’i bir daha hiç göremedik, cepheden dönememiş, ölmüştü!
Şimdi ‘ne istersin’ deseler, hiç düşünmeden Tokatlı asker arkadaşımın şehit düştüğü yeri bilmeyi ve orayı ziyaret etmek isterim. Keşke bilseydim, keşke okumam olsaydı.”
İşte binlerce savaş hikâyesinden biri…
Gani gani rahmetler olsun babam…
Varlığıyla ve saflığıyla gurur duyduğum babamdan kalan sayısız savaş anılarını anımsadığımda, şu “keşke (istiklal Savaşını) Yunan Kazansaydı” diyen güruha ve aynı kafada olan devlet yönetimine ne diyeceğimi bilemiyorum…
08.09.2020
Murtaza DEMİR
*Budala: Saf, yardımsever, kendisinden çok muhatabının çıkarını gözeten insan…

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy