Makale

Tahtacılar

Yazının başlığına bakarak konuyu küçümseyenler olabilir. Detaylar öğrenildikçe konunun ne denli önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.

TAHTACILAR
Yazının başlığına bakarak konuyu küçümseyenler olabilir. Detaylar öğrenildikçe konunun ne denli önemli olduğu daha iyi anlaşılacaktır.
Tarihi yıl 1514’ ü gösterdiğinde Osmanlı Devleti’nin büyük bir savaş arifesinde olduğunu görüyoruz. Bu savaş, tarihte Osmanlı’nın doğuya yaptığı ender savaşlarından biridir. Yapılan Doğu Seferi ve sonrasında büyük değişimler oldu.
Osmanlı ile (Türk Devleti) yine bir Türk Devleti olan Safevi Devleti’nin savaşı…
Yapılan savaşta, “mezhep ayırımcılığına dayalı olarak” ne kadar Türkmen Alevi tebaa varsa can korkusu yaşadı!..
Bilinir ki o dönemde egemen olan slogan “…taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmayacak…” gereği yapılacak kadar canavarca bir katliam yaşandı!..
Yapan kim, kimler?
“Yavuz” lakabıyla bilinen ve “dinci”, “mezhepçilerin” çok sevdiği Osmanlı padişahı…
***
İşte bu katliamdan kelleyi kurtarmak için bazı Alevi Türkmen aşiretleri Toroslara, ormanlara sığındı, saklandılar!..
Uzun yıllar boyunca izole bir hayat yaşadılar. Mezhepçi yobaz anlayış onları ötekileştirdi.
Onlar da kendini kapatarak korumaya çalıştılar.
Toroslara, ormanlara sığınan bu insanlar zamanla odun kesmek, kereste işlemek, tahta imalatı yapmak gibi işlerle uğraştıkları için “Tahtacı” dendi onlara…
***
Bir kısım Türkmen aşiretleri de Doğu ve Güneydoğu’daki Kürt aşiretlerin, ağaların, şeyhlerin himayelerine sığındılar çünkü Osmanlı Kürtlere çok müsamahakâr davranıyordu (askere almıyor, vergi verdirtmiyor, feodalizme izin veriyordu).
Osmanlı, Türkmenlerin sindirilmesi için destek oluyordu feodal güçlere, zamanla Türkmenler de Kürt aşiretleri içinde asimile oldular, dil olarak Kürtçe’yi öğrendiler ve konuştular, zaman içinde 3-4 nesil sonra bazıları kendini “Türkmen Kürdü” olarak tanımlamaya başladı, bir kısmı da tamamen “Kürt” olduklarını sandı ve söyledi.
Bir kısmı da Kürtçe ya da Zazaca konuştu ama Türk gelenekleri ve yüzyıllarca oluşan Türkmen kültürünü unutmadılar, yaşattılar. Keban Kazasına bağlı Zırkı yöresi köyler, Topkıran yöresi köyleri gibi…
Bir başka çarpıcı örnek ise Diyarbakır’ın Karacadağ bölgesinde, Urfa’nın Ceylanpınar bölgesinde kendilerini “Kürt” sanan Türkmen boylarının, Karakeçili Türkmenleri olduğu bilimsel araştırmalarla ortaya konuldu. Bunlar zamanla asimile olan Türk aşiretleridir.
Kısaca Türkmenler Kürtleştiler…
***
Ama şimdilerde bir kısmı kökenine dönüş yapıyor.
Kürtleşen Türkmenler de uyanacak mutlaka…
Vatanın bütünlüğü, bir anlamda asimile olmuş Türkmenlerin aslına dönüşlerine bağlı…
“Tahtacı” olarak bilinen Türkmenler de bugün Toroslarda, Batı Anadolu’nun belli bölgelerinde yoğun olarak yaşıyorlar.
Tahtacı kardeşlerime, dostlarıma selam ve sevgilerimi iletiyorum.
Türkmen kültürünü her türlü olumsuzluğa rağmen gerçek anlamda hala yaşatanlar onlardır.
Anadolu kültür havuzunda her renk her ahenk her desen her nakış mevcuttur.
Bunu iyi anlamak gerekir.
R. Demir (28.05.2020)

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Prf.Dr. Ramazan Demir

Elazığ’ın Keban kazasına bağlı Gökbelen (Zırkıbaz) Köyünde 1947 yılında fakir bir çiftçi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Köy ilkokulunu, Keban Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okulunu bitirerek ilk ve orta öğrenimini sürdürdü; üstün başarılar göstermesi nedeniyle İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesine (Sınıfı) seçilerek lise eğitimini tamamladı. İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulunu ve İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji lisans eğitimini birlikte tamamladıktan sonra, lise öğretmenliği ve idareciliği, Eğitim Enstitüsü öğretmenliği yaptı. 1974 yılında üniversiteye asistan olarak intisap etti; Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Kürsüsünde asistan olarak görevini sürdürürken, 1750 sayılı yasa hükümleri gereğince İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesinde doktora yaptı. 1978 yılında Bilim Doktoru (PhD), 1982’de Üniversite Doçenti, 1988’de profesör oldu. Farklı ülkelerde değişik sürelerle NATO burslarıyla ve Federal Almanya’da DAAD burslarıyla bilimsel çalışmalar yaptı. Ulusal ve uluslar arası düzeyde bilim alanıyla ilgili olarak birçok makale ve bildiri (470) ve kitaplarının (8) yanı sıra, SCI kayıtlı bilimsel yayınla (145) bilime katkı yaptı, birçok atıf aldı (2.320). Yayınları 46 ayrı Text Book’ta refere edildi, Text Book’larda adına şekiller, resimler, çizimler yer aldı. Yüksek bilimsel (H) Faktörüne (19) sahiptir. Uluslararası bilim merkezleriyle, ABD ve AB ülkelerindeki 8 ayrı üniversite ile ortak projeler yürüttü, AR-GE çalışmalarına katkı yaptı. Sağlık Bilimleri alanında "Bilim Ödülü", üniversite “Hizmet Ödülü”, TÜBA "Kitap Birincilik ve Üçüncülük Ödülü" sahibi olan Dr. Demir’in bilim alanın dışında yayınlanmış sosyal konuları kapsayan kitapları (12) ve çok sayıda fikir-düşünce makalesi (yaklaşık 1650) bulunmaktadır. Uzun süre Anabilim Dalı Kurucu Başkanlığı (25 yıl), Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü (9 yıl), Üniversite Senato Üyeliği (9 yıl), 17. M. E. Şurası üyeliği görevlerinde bulundu. Tıp Fakültesi Elektron Mikroskop Görüntüleme ve Analiz (TEMGA) Ünitesinin kurucusu ve başkanlığı (2000-2006), Sağlık Bilimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanlığı (1996-2000) görevlerini yürüttü. Anabilim dalında araştırma laboratuarları, embriyo-hücre kültür laboratuarları, embriy koleksiyonu ve üreme biyolojisi arşivi oluşturdu. Çoğu profesör ve doçent olan 12 akademisyen yetişirdi; binlerce hekimin yetişmesine katkı yaptı. Farklı üniversitelerde ve sivil toplum örgütlerinde davetli konuşmacı olarak (Üniversitenin Sorunları ve Çözüm Önerileri, Akademik Nosyon, Bilimsel Yayınlarda Etik Sorunlar, Sağlık Bilimlerinde Araştırma Eğitimi, Ermeni İddiaları ve Cevapları, Cumhuriyete Kalan Miras, Feodalizm ve Dersim Olayları olmak üzere) çok sayıda konferanslar verdi. Antalya TRT yönetiminde uzmanlık alanıyla ilgili konuşmalarının yanı sıra,“bilimin ışığı” konulu programa sürekli (24 hafta boyunca) konuk oldu. Bilimi bir yaşam biçimi olarak seçen, bilimin hayatın gizemlerini çözmeye yönelik tek araç olduğuna inanan Dr. Demir, uluslar arası bilim kuruluşları olan; International Federation of Placenta Association (IFPA), New York Academy of Science (NAS), American Academy Association of Science (AAAS), European Placental Group (EPG), International Federation Society Association of Microscopy (IFSAM) ve Islamic Academy of Science (IAS) ile ulusal Türk Elektron Mikroskopi Derneği (TEMD) ve Türk Histoloji ve Embriyoloji Derneği (THED) aktif üyesidir. Tarih, felsefe ve milli hassasiyet konularında araştırma yapmayı hobi olarak seçen Dr. Demir, ulusal ve uluslararası dergilerde editörler heyeti üyeliği görevini yapmaktadır. İki evladı, beş torunu vardır.

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy