Makale

Tarikatlar ve Cumhuriyet…

Tarikatlar ve Cumhuriyet…
Sosyal medyada yayınlanan bir Türkiye haritasındaki tarikat-cemaat vs din makyajlı örgütlerin dağılımını görmüşsünüzdür.
Bu dağılıma göre 30 ayrı tarikat (gizli kalanlar hariç), bunlara bağı 400 ayrı kolu var ve her kolun da alt gruplarının olduğu konuşuluyor. Kısaca tarikatlar Türkiye’de bir ağ gibi yayılmışlar. Verilen harita bilgilerine göre Yoğunluk İstanbul’da… Örneğin sadece İstanbul’da 445 tekke merdiven altı çalışıyor!Tarikatların Türkiye’deki etkilediği halk kitlesi 3 milyon civarında…
Bu kadar büyük bir kitlenin tarikatlarla organik bağlantısının olması aynı zamanda kayıtsız bir ekonominin, bedava yaşayan tarikatların sömürgenlik faturası da ortaya çıkar..
Dahası var; 3 milyon insan demek en azından 2 milyon aile denektir! Tarikatla bağı olanın ya eşini ya çocuğunu ya kardeşini etkileyecektir.
Yaklaşık bir rakamla zincirleme artış düşünüldüğünde bir felaket tablosu ortaya çıkıyor!
Bu ailelerden en az 2-3 kişi etkileniyorsa tarikatların hükmettiği rakam ortaya çıkar böylece!..
Ayrıca, diyanet onaylı Kur’an kurslarının dışında tarikatlara teslim edilmiş en az 1,5 milyon çocuk da düşünüldüğünde ülkenin nerelere sürüklendiğini tahmin etmek zor olmaz.
Peki tarikat, cemaat, tekke kanunen yasak değil mı?
Evet, yasak!..
***
Din ticareti en kolay meslek, sermayesi kutsal kitap, herkesin aklı kadar algıladığı Tanrı fikri-inancı ve ölüm korkusu, soyut cennet ve cehennem vaatleri…
Din; toplumsal, psikolojik bulaşıcı bir hastalık olarak kullanılınca felaket nitelikli sonuçlar elde edilir. Türkiye’nin en büyük sorunu egoya kurban edilmiş din, Arap kültürü ve yaşayışının din diye topluma sunulmasıdır. Üstelik bu, devlet eliyle yapılmaktadır!
Yakın bir zaman diliminden sonra, gerçekleri anlayıp devlet idaresine uygulayan milli bilinç sahibi iktidarlar olursa eğitim kurumlarında bu sahtekarlığın ders konusu olarak seçilmesi, “eski çağ insanlarının toplumsal sorunları” arasında yer alması sürpriz olmayacaktır!
***
Din bireysel yaşamın bir parçası olabilir fakat dini toplumun yaşam biçimi olarak merkeze koyamazsınız. Din’i bireysel yaşamın bir parçası olmaktan çıkarıp, içinde sahte kahramanların ve kötü adamların dolu olduğu sahte bir çizgi filme indirgerseniz ülkemdeki manzara ortaya çıkar!
Örgütlü cehaletin verdiği taviz sonucu türeyen cahil kitle sahtekarları şıh, şeyh, haca efendi, evliya, gavs takma sıfatlarla diye putlaştırdılar! Din din olmaktan çıktı!..
Arab’ın geleneği gerçek dinin önüne geçti!
Dini kirleten bu ahlaksız yobaz tarikat şeyhlerin cezasını yasalar vermiyor çünkü adil bir yargı sistemi yok!
Devletin temeli olan adalet siyasal erkin emrine girince ağır yara aldı, kimseye de ağır cezayı vermez oldu!
İnsanların gerçek Müslümanlığa ulaşmaması için her şeyi yaptılar. Sapıklık, menfaatçilik, sömürgenlik bu sapık tarikat şeyhlerinin işi oldu.
***
Kirlenen-lekelenen din olur mu?
Hem birey için hem toplum İçin hem de kutsal değerler için lekelenmeme hakkı evrenseldir.
Bu hak, Türk milletinin üst kimliği olan Türklük ve Müslümanlık için de geçerlidir.
Toplumun temel değerleri bu leke-sizliğin kapsamındadır.
Din bir birey için üst kimliktir, toplum için değil, lekelenmemesi gerekir, kişinin egosuna ve çıkarına bağlı eylemlerin engellenmesi ancak laiklikle mümkündür.
Çünkü bu kirlenmeyi engelleyecek tek bir kurum vardır, o da laikliktir…
Çünkü Laiklik din üst kimliğinin lekelenmesi önünde kalkandır.
Bu yüzden laikliği terk eden aslında İslamı lekeler!..
Yani laikliği terk eden dini kirletenlere yardımcıdır.
Hem soy kütüğün hem inanç sistemin lekelenmemesi için Laikliği benimsemek, korumak ve savunmak gereklidir.
Bu da laik bir cumhuriyeti savunmaktan geçer.
***
Başlangıçtaki tarikat ağının ülkeyi nasıl sardığını, asalak güruh olan bu zavallıların örgütlü cehaletin desteğini aldığını bilelim. Tarikatların lideri olan her kimse; hoca efendi, Allah dostu, gavs, evliya, mehdi vs sıfatlarıyla halkı sömürenler neyi üretirler, ülkeye ne katkıları vardır?
Bu lakabı onlara takanları, bu sülükleri el emeği göz nuruyla besleyip koruyanları, bu sapıkların bu denli örgütlenip ülkeyi örümcek ağı biçimi sarmalarına izin verenleri, meşruiyet kazandıranları külliyen lanetliyorum, kınıyorum.
Onları eleştirmek, konu etmek, haber olarak geçmek tenkit etmek yasağı getirilmiş!
Bu yasak kararını almak tarikat şeyhlerinin sapıklığı için oluyor da benzer başka olaylar için neden olmuyor?
Çünkü onlara destek veren siyasi irade var!
İlanen ifade etmeliyim ki bu sapıkları tenkit etmek için hiçbir yasa, hiç bir yasak engel olamaz.
Çünkü toplum vicdanını kirleten bir eylemle karşı karşıyayız.
***
“Eceli gelen it cami duvarına işer”diye bir ata sözü vardır. Bunların hizmet ettikleri şeytani zihniyet kurt kapanı tuzaklarla doludur. Ruhları ve iradeleri zayıf olduğu gibi evliyalıkları da gavslıkları da sahtedir ve zayıftır.
Örgütlü cehaletin yönetimindeki bu ülke maalesef 1923 çizgisine doğru sürükleniyor. Laik cumhuriyete musallat olan bu zararlı bakterilerin ilacı yine cumhuriyetin kazanımlarında saklıdır.
Devletin milli hafızası bu hastalıklı ruhların eylemlerini mutlaka nokta atışı ile kayıt altına alınıyor!
Sonunda çağdaşlaşma yolunda Ülkemin önüne konulan takozu aşarak tamamen iyiye, doğruya hamle yapacağına inanalım ve mücadeleyi bırakmayalım.
Umutsuzluk yok olmak denektir, karamsarlığa, umutsuzluğa yer olmasın.
Esen kalınız.
R. Demir (07.09.2020)-Dağbeli…

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Prf.Dr. Ramazan Demir

Elazığ’ın Keban kazasına bağlı Gökbelen (Zırkıbaz) Köyünde 1947 yılında fakir bir çiftçi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Köy ilkokulunu, Keban Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okulunu bitirerek ilk ve orta öğrenimini sürdürdü; üstün başarılar göstermesi nedeniyle İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesine (Sınıfı) seçilerek lise eğitimini tamamladı. İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulunu ve İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji lisans eğitimini birlikte tamamladıktan sonra, lise öğretmenliği ve idareciliği, Eğitim Enstitüsü öğretmenliği yaptı. 1974 yılında üniversiteye asistan olarak intisap etti; Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Kürsüsünde asistan olarak görevini sürdürürken, 1750 sayılı yasa hükümleri gereğince İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesinde doktora yaptı. 1978 yılında Bilim Doktoru (PhD), 1982’de Üniversite Doçenti, 1988’de profesör oldu. Farklı ülkelerde değişik sürelerle NATO burslarıyla ve Federal Almanya’da DAAD burslarıyla bilimsel çalışmalar yaptı. Ulusal ve uluslar arası düzeyde bilim alanıyla ilgili olarak birçok makale ve bildiri (470) ve kitaplarının (8) yanı sıra, SCI kayıtlı bilimsel yayınla (145) bilime katkı yaptı, birçok atıf aldı (2.320). Yayınları 46 ayrı Text Book’ta refere edildi, Text Book’larda adına şekiller, resimler, çizimler yer aldı. Yüksek bilimsel (H) Faktörüne (19) sahiptir. Uluslararası bilim merkezleriyle, ABD ve AB ülkelerindeki 8 ayrı üniversite ile ortak projeler yürüttü, AR-GE çalışmalarına katkı yaptı. Sağlık Bilimleri alanında "Bilim Ödülü", üniversite “Hizmet Ödülü”, TÜBA "Kitap Birincilik ve Üçüncülük Ödülü" sahibi olan Dr. Demir’in bilim alanın dışında yayınlanmış sosyal konuları kapsayan kitapları (12) ve çok sayıda fikir-düşünce makalesi (yaklaşık 1650) bulunmaktadır. Uzun süre Anabilim Dalı Kurucu Başkanlığı (25 yıl), Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü (9 yıl), Üniversite Senato Üyeliği (9 yıl), 17. M. E. Şurası üyeliği görevlerinde bulundu. Tıp Fakültesi Elektron Mikroskop Görüntüleme ve Analiz (TEMGA) Ünitesinin kurucusu ve başkanlığı (2000-2006), Sağlık Bilimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanlığı (1996-2000) görevlerini yürüttü. Anabilim dalında araştırma laboratuarları, embriyo-hücre kültür laboratuarları, embriy koleksiyonu ve üreme biyolojisi arşivi oluşturdu. Çoğu profesör ve doçent olan 12 akademisyen yetişirdi; binlerce hekimin yetişmesine katkı yaptı. Farklı üniversitelerde ve sivil toplum örgütlerinde davetli konuşmacı olarak (Üniversitenin Sorunları ve Çözüm Önerileri, Akademik Nosyon, Bilimsel Yayınlarda Etik Sorunlar, Sağlık Bilimlerinde Araştırma Eğitimi, Ermeni İddiaları ve Cevapları, Cumhuriyete Kalan Miras, Feodalizm ve Dersim Olayları olmak üzere) çok sayıda konferanslar verdi. Antalya TRT yönetiminde uzmanlık alanıyla ilgili konuşmalarının yanı sıra,“bilimin ışığı” konulu programa sürekli (24 hafta boyunca) konuk oldu. Bilimi bir yaşam biçimi olarak seçen, bilimin hayatın gizemlerini çözmeye yönelik tek araç olduğuna inanan Dr. Demir, uluslar arası bilim kuruluşları olan; International Federation of Placenta Association (IFPA), New York Academy of Science (NAS), American Academy Association of Science (AAAS), European Placental Group (EPG), International Federation Society Association of Microscopy (IFSAM) ve Islamic Academy of Science (IAS) ile ulusal Türk Elektron Mikroskopi Derneği (TEMD) ve Türk Histoloji ve Embriyoloji Derneği (THED) aktif üyesidir. Tarih, felsefe ve milli hassasiyet konularında araştırma yapmayı hobi olarak seçen Dr. Demir, ulusal ve uluslararası dergilerde editörler heyeti üyeliği görevini yapmaktadır. İki evladı, beş torunu vardır.

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy