Makale

UYARI VE ÖNERİ…

Kim ki; “İslam’ın içindeyiz-dışındayız” diyerek cümle kuruyor ve bu savını; bilim dünyasında kabul gören kaynaklara dayanarak Yol diliyle anlatmak yerine, “ille de böyledir” diyerek dayatıyor, karşı görüş bildirenleri tehdit ediyorsa: Şiddet kullanıyor, teşvik ediyor, gayriinsanî yöntemlere başvuruyorsa

UYARI VE ÖNERİ…

Kim ki; “İslam’ın içindeyiz-dışındayız” diyerek cümle kuruyor ve bu savını; bilim dünyasında kabul gören kaynaklara dayanarak Yol diliyle anlatmak yerine, “ille de böyledir” diyerek dayatıyor, karşı görüş bildirenleri tehdit ediyorsa: Şiddet kullanıyor, teşvik ediyor, gayriinsanî yöntemlere başvuruyorsa… Alevi-Bektaşileri, ülke çoğunluğundan ayrıştırarak, hâlihazır ayrışmayı-nefreti büyütüyor, ayrılıkçı söylem ve eylemlerin öznesi olmayı teşvik ediyor, bir siyasetin aracı-arka bahçesi haline getirmeye çalışıyorsa, bilin ki o çevreler; ya cahil ya kötü niyetli ya da bir projenin parçasıdır…

Çünkü Alevi-Bektaşilerin düne kadar “İslam içi-dışı” gibi bir gündemleri yoktu. Birlikleri- dirlikleri, yaban elleri kıskandıracak kadar daim ve kaimdi… İhtiyaç hâsıl olduğunda muhabbet erbabı olan erenlerimiz, sapma ve itikadı dalgalanmalar karşısında “zahir – Batın” ilminden açılımlar getirerek, felsefi derinliliğiyle anlatıyor, aydınlatıyor, “Yol bir sürek binbir” düsturuyla ortaya çıkan müşküllere çözüm getiriyordu. Ve asırların inbiğinden süzülerek-damıtılarak bize intikal eden Yol’un bendeleri arasında hiçbir şekilde ayrı-gayrılık zuhur etmiyor, Mağrip’teki Maşruk’takine sahip çıkıyordu…

Dolayısıyla bu gündemi yaratan dostlarımız şayet Alevi kökenliyseler baba, dede ve ecdatlarının böyle bir gündemi olmadığının bilirler. E, o halde ne oldu bize; bu senaryoyu hangi yaban el(ler) yazıp önümüze koydu? Bizler, bize yabancı olan bu senaryonun arkasına neden takıldık; tuzaklara geldik?

“İslam’ın içinde-İslam’ın dışında” tartışmasının arka palanı bir “proje”midir, bilmiyorum. Bilmiyorum ama ayrışmayı sonlandırmak yerine boyutlandırmak çabası içinde olan dostlarıma baktığımda, sonuçlarından ve varacağı yerden ciddi endişe duyuyorum. Çünkü Alevi-Bektaşiler arasındaki bölünmüşlüğün giderek ivme kazandığı görüldüğü halde, pozisyonlarında ısrarcı olanların tutumlarını iyi niyetlilikle bağdaştıramıyorum…

“Alevilik tabu mudur ki tartışılmasın” diyebilirsiniz. Tabii ki tartışılır ama edeb içinde… Öğretinin dilinden, edeb ve adabından savrularak; kavga, dışlama, ötekileştirme, itibar cellâtlığı düzeyine taşınırsa, burada iyi niyet, Alevi duruşu, samimiyet aranmaz.

Yanlış içindeler…

Mesela Harabi’nin; “Daha Allah ile Cihan yok iken / Biz anı var edip ilan eyledik / Hakk’a hiçbir layık mekân yok iken / hanemize aldık mihman eyledik…” nefesin baş tacı edilirken, Pir Sultan Abdal’ın; “Yolumdan dönüp de münkirmolayım / Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan…” nefesi gibi onbinlerce deyiş-düaz külliyatı “yok” sayılıyor, görmezden geliniyor… Oysa bunun biri Batın ilmidir (manadır), diğeri zahir… Dolayısıyla “bu büyük felsefe bizimdir” diyerek, alıp bağrımıza basmak baş tacı etmek gibi bir sorumluluğumuz varken, bir boyutunu sahiplenip, diğer boyutunu şeytanlaştırmak-inkâr etmek ve buradan bir ayrışma yaratmak niye? “Ayrışmak gibi bir gündemimiz yoktur” deniliyorsa bu ötekileştirme, yok sayma, düşmanlaştırma kampanyası niye?
Ecdadımız zahir-Batın ilminden habersiz miydi?

Ecdadımız cahil miydi; bu nefeslerin ne anlama geldiğine dair muhabbet kapısı açmaktan, mana deryasına girip Bâtıni nefeslere anlam yüklemekten mi acizdi? Onlar zahir ve batın ilmine dair her iki manayı birlikte kucaklıyorken, bizler neden Aleviliğin batın ve zahir anlamlarından ayrılık inşa ediyoruz?
Edip Harabi, Kaygusuz, Seyid Nesimi, Hallac-ı Mansur bizden de; Baba İlyas-İshak, Hubyar Baba, Hace Bektaş Veli, Ede Balı, Abdal Musa, Geyikli Baba, Şah Hatayi, Şah Kalender, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Hamdullah Çelebi yabancımız mı? Kimi erenlerimizin deyiş ve düazlarını baş tacı ederken, kimilerini neden görmüyoruz? Neden eri-erden ayırıyor, Yol’u siyasi amaçlarımız adına kullanıyoruz?

Kimi, batın ilmini derinlemesine hatmetmiş eren-evliya mertebesine, feylesofluk katı olan sırrı hakikate ulaşmış, kimileyin de zahir ilminden hareketle düz gerçeğin sesi olmuş. Gerçek şu ki, bu büyük miras, erenlerimizin himmetiyle, nefesi, kolektif direnişi ve “Bir, İri, Diri” şiarıyla günümüze taşınabilmiştir. Biz, naçizane külliyatın tamamına sahip çıkılarak, bu tür inşa çabalarına pirim verilmemesi arzusundayız.

Bu yüzden bağışlamanız dileğiyle bir gerçeği deşmek zorundayım; her ne amaçla olursa olsun barışı ve birliği öncelemek yerine ayrışmaya taraf olmak yanlıştır. Çünkü bu ayrılıkçı fitne ve yarma harekâtı, Alevi-Bektaşilerin değil, sadece ama sadece emperyalizmin işine yarar; yaramaktadır.
O halde “sivil toplum örgütü” veya “demokratik kitle örgütü” kisvesi altında; aynı fitneyi ısıtıp-soğutup tekrar servis eden, yaranın tedavisinden yana değil, derinleşmesinden yana tavır alınmasını iyi niyetlilikle izah edemeyiz.

Çünkü Alevi-Bektaşilerin ortadan ikiye yarılmasını göze alan ve yarılmayı büyütmeye çalışan çevreler, Fetö yapılanmasında örneklerini gördüğümüz üzere, “yapmayın, yeni bir yarılmayı, tasfiyeyi-kırılmayı kaldıramayız” diyenleri diskalifiye etmek adına belge üretmek, yalan söyleyip yaymak dâhil her türlü yönteme başvurmaktan geri durmuyorlar. Yarbay Ali Tatar, Erden erdem ve çok sayıda demokratın, bu yöntemlerle eza-cefa gördüğünü, susturulduğunu, itibarlarına saldırıldığını anımsatmak isterim…

“Kimse söylemedi, uyarmadı” demeyin:

“Alevilik İslam içinde-dışında” mevzuunu muhabbet ederken, çok ama çok dikkatli olalım. Bu satırların sahibinin ömrünü asimilasyona karşı mücadele içinde geçirdiğini unutmadan, tavsiyelerini; “Aleviliği İslam içinde eritip yok etmek” amacıyla değil, “ecdattan aldığımız itikadı bozmadan yaşayalım ve yaşatalım” saikıyla yazdığını unutmayalım.

Ve…

Ne Alevilere zulmü arttıran, ibadethanelerini ve inançlarını tanımayan devlet Osmanlının bu zulüm politikası nedeniyle battığını unutsun, ne de “davulun sesini uzaktan” dinleyen kimi arkadaşlarımız, çeşitli bahanelerle Alevilerin bin yıldan buyana periyodik olarak kırım kırım kırıldığını unutsun.

Ecdat yadigârı Yol’muzun bozulması karşısında taviz vermeyelim. Bunu yaparken bozuk düzeni daha da bozarak Muaviye düzeni haline getiren anlayışa bahane ve “malzeme” yaratmayalım… Özellikle birbirimizden ve demokrasi güçlerinden kopmayalım. Okuyalım; okutalım, yoksul evlatlarımıza burs verelim.

Dikkat!

Birilerinin fantastik Alevicilik “üretimine” karşı, inançsal farlılık yaratıp inancımızı siyasi amaçları adına kullanmak isteyen anlayışlara karşı, insanlığın büyük evi olan ibadethanemizin özgünlüğünü bozup sıradanlaştıranlara karşı, ibadet erkânlarımıza Sünni itikadın ve uygulamanın zerk edilmesine karşı, “devletten maaş isteriz” diye tutturtan ve imanını satan “gri pasaportlu dedelere” karşı dikkatli olalım.

Çağrı:

Bir Yol talibi ve evladı olarak: mürşit makamlarını ve dede ocaklarını tarihi sorumluluklarını yerine getirmek ve gönülleri birlemek maksadıyla göreve; canları, makamlarımızdan gelen sese kulak vermeye; herkesi biraz tarih okumaya, büyük düşünmeye – büyük kucaklaşmaya davet ediyorum…

Muhabbet ehline muhabbetle… 25.08.2019 / Ayvalık
Murtaza DEMİR

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.