Makale

Varoluşumuzun Sebebi…

İki haftadan beri Kuzey Kafkasya coğrafyasında, idealist bir grubun bireyi olarak Türk izlerini sürmek üzere bir kültür gezi-incelemesi yaptım, henüz döndüğüm bugün 30 Ağustos Zafer Bayram’ının yıl dönümü... 

Varoluşumuzun Sebebi…

İki haftadan beri Kuzey Kafkasya coğrafyasında, idealist bir grubun bireyi olarak Türk izlerini sürmek üzere bir kültür gezi-incelemesi yaptım, henüz döndüğüm bugün 30 Ağustos Zafer Bayram’ının yıl dönümü…
***
Gezdiğim Türk asıllı sözde “özerk” cumhuriyetlerde gördüklerim yüreğimi alev alev yaktı; oralarda gür bir sesle
“Ne Mutlu Türküm Diyene!” söylemini haykıran birini bulmak ne büyük mutluluk olurdu benim için, tarif edemem!
Çoğunluk Türk asıllı olarak bilinmesine karşın bu küçük devletçiklerde bu ifadeyi kullananları bulmak mucize sayılır.
Toplumun üzerinde oluşturulmuş baskı havada dolaşan kara bulutların yarattığı tedirginlik kabus gibi karanlık, kurşun gibi ağır!..
Hayata geçirilen ve uygulanan sistemin soğuk nefesini ensenizde hissettiren bir ortamda bu insanlar hayatta kalmaya çalışıyor!
Kimlikleri, Varlıkları öylesine tahrip edilmiş ki bir parçası kuzeyde diğeri güneyde ya da doğu ve batıda…
***
Nasılki Balkanlar tarih boyunca kanayan bir coğrafya ise Kafkaslar da öyle olmuş!
Her ne kadar şimdilik suskun ve sessiz duruyorsa da günü gelince kanamaya açık kabuk başlatılmış bir yara gibidir!..
***
Vatan olarak bize bırakılan ve her an saldırıya açık bir bakıma tarihi olaylar nedeniyle yaralı bir kuş gibi çırpınan Anadolu, o coğrafya İçin bir umut, bir kurtuluş kapısı olmuş tarih boyunca…
1864 büyük sürgünden 1944 sürgününe kadar hayatını kaybeden yüzbinlerden geride kalanların da çekmedikleri çile kalmamış!
Kafkas halkları çok mücadele vermiş/veriyor, mücadelelerde çok can verdi ve çok kan akıttı fakat katı rejimi bir türlü aşamadılar!
***
Onbinlerce şehidin kanı, Türk, öz vatanda vatansız kalmasın diye aktı, sınırları kanla çizdi bu vatanın..
Bedeli kanla, canla ödenen bağımsızlığımız, bizleri yaşatmak için korkusuzca ölüme koşan ecdadımızın sayesinde bugün soluklandığımızı hatırlayalım. Varlığımızı borçlu olduğumuz, bu vatanı bize armağan eden Gazi Paşa ve silah arkadaşları ile vefalı Türk halkı gibi bir kurtarıcı bekleyedursun Kafkasya…
Anadolu coğrafyasını, vatan topraklarını kolay parçalamak İçin sosyolojik demografik yapıyı bozmak amacıyla nüfus hareketlerini planlayıp uygulayan batının kukla idarecileri sadece hain, hırsız değiller; devleti yıkmaya yeminli yıkıcılardır aynı zamanda!..
***
Mondros mütarekesi ve Sevr antlaşmasına isyan eden Gazi Paşa şöyle haykırıyordu:
“…Mağlubiyetimizin bahasını çok ağır ödedik. Elimizden köyler, vilayetler değil, ülkeler alındı. Fakat son lokmasını da ağzından kapmak için bir milletin hayatına kıymak canice bir harekettir. Öldürülen bir adamınsa kendini son nefesine kadar cesaretle, mertlikle müdafaa etmesi tabiî ve zarurîdir.” (1919, M. Kemal)
***
Gazi Paşa’mın bu satırları; yokluklar ve imkansızlıklar içinde kazanılan zaferin kaynağını oluşturan ruhu yansıtıyor. Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı, bugün vatan bildiğimiz Anadolu bir Kafkas “özerk” bölgesi ya da batılı sömürgenlerin bir “parçası” mı olurdu, bilinmez!
***
Askeri İdadisi’de öğrenci iken Özünün Türklük şuuru ve ruhuyla yoğrululduğunu, M.Emin Yurdakul’un “Ben bir Türküm…” cümlesini defalarca tekrarlayarak bu kimliğini ilan ediyordu Mustafa Kemal…
Daha sonra da bıraktığı mirasın damgası olan şu ifadeye dikkat çekmek isterim; “Ne Mutlu Türküm Diyene” “..olana..” demiyor, “..DİYENE..” diyor.
Bu ifadesi birliği, bütünlüğü, bütünleşmeyi sağlayacak bir üst şemsiye, üst kimlikti, kurtuluşun burada olduğunu bilerek öneriyordu.
Türk kurtuluş hareketi işte bu ruhla kazanıldı.
Şüphesizki aidiyet tartışılamaz, fakat boyculuk, kabilecilik, mikro milliyetçilik temelindeki ayrışma ve ötekileştirme Türk Milletinin kurtuluş reçetesi değildir, olamaz da…
Millet olmak ne boyacılıkla ne tarikatçılıkla ne cemaatle ne hemşerilikle mümkündür!
Türk milletinin geleceğini Kafkaslardaki boyculuk, kayıp kimlikler, asimile grup özentisi Türk milli bilinçli olmanın değerini ve önemini asla kavrayamaz, anlatamaz!..
***
Dikkatle düşünülmeli ve bağımsızlığın ne denli değerli olduğunu anlamalıyız. Kafkas coğrafyasındaki yok olan kimlikleri, olanın da nasıl bir baskı altında olduğunu düşünüp bugün sahip olduğumuz değerlerin varlık sebebimiz olan 30 Ağustos Zaferine borçlu olduğumuzu tekrar hatırlamalıyız.
Özetle, bugün sahip olduğumuz her şeyimizle; bağımsızlığımız, onurlu insanlar olarak yaşamamız, özgürce seyahat edebiliyor olmamız…
Vatanımızı emperyalistlerin işgalinden arındırmak, beynimizi ve vicdanımızı bağımsız kullanabilmek; şu topraklar vatanımız, şu denizler bizim, şu bayrak benim istiklalimin sembolüdür diyebilmek, dahası rahat bir nefes alabilmek…
Asla unutulmasın ki her şey 30 Ağustos Zaferine borçluyuz!..
***
Günümüz cahiline, yobazına, dincisine, aldanmış ve aldatılmışına duyurumdur ayrıca!
Bre cahil, bre yobaz sözüm sanadır!
Gazi Paşa eğer deseydi ki:
*Çanakkalede ‘yanılmışım’, şimdi esirdin, köleydin!
*Yedi düvele karşı savaşırken ‘kandırıldım’, şimdi varlığında eser olmazdı!
*Sevr antlaşmasının sınırlarını ‘kabul etseydi’, şimdi çukurda debelenirdin!
*Cemaatçilere, tarikatçilere, ağalara, şeyhlere, dinci yobazlara ‘her ne istedilerse verseydi’, bugün Arabistandakiler gibi olurdun!
*Kurtuluş savaşı olmadı, düşmanı denize dökmedik, keşke Yunan galip gelseydi diyenlere ‘inansaydı’ belki anan belli olurdu amma baban bilinmezdi!…
Şimdi anladın mı 30 Ağustos Zaferinin anlamını!!!???
***
Başta Ebedi Başbuğ Bozkurt Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bize bu toprakları vatan yapmak için can veren kahraman şehitlerimize, Kuvva-i Milliye ruhu ile mücadele veren her aşamadaki Serdengeçti Türk evlatlarına, analarına şükran borçluyuz. Varlığımızın yegane sebebi onlardır.
Kutlu ruhlarınız Işıklar içinde olsun. Bıraktığınız emanetinizi korumak ve yüceltmek için, son nefesimize kadar iç ve dış düşmanlarla mücadele etmeye söz veriyoruz!

R. Demir
(30.8.2019- Sabiha Gökçen)

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Prf.Dr. Ramazan Demir

Elazığ’ın Keban kazasına bağlı Gökbelen (Zırkıbaz) Köyünde 1947 yılında fakir bir çiftçi ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Köy ilkokulunu, Keban Ortaokulunu, Diyarbakır Öğretmen Okulunu bitirerek ilk ve orta öğrenimini sürdürdü; üstün başarılar göstermesi nedeniyle İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Hazırlık Lisesine (Sınıfı) seçilerek lise eğitimini tamamladı. İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulunu ve İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji lisans eğitimini birlikte tamamladıktan sonra, lise öğretmenliği ve idareciliği, Eğitim Enstitüsü öğretmenliği yaptı. 1974 yılında üniversiteye asistan olarak intisap etti; Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Kürsüsünde asistan olarak görevini sürdürürken, 1750 sayılı yasa hükümleri gereğince İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesinde doktora yaptı. 1978 yılında Bilim Doktoru (PhD), 1982’de Üniversite Doçenti, 1988’de profesör oldu. Farklı ülkelerde değişik sürelerle NATO burslarıyla ve Federal Almanya’da DAAD burslarıyla bilimsel çalışmalar yaptı. Ulusal ve uluslar arası düzeyde bilim alanıyla ilgili olarak birçok makale ve bildiri (470) ve kitaplarının (8) yanı sıra, SCI kayıtlı bilimsel yayınla (145) bilime katkı yaptı, birçok atıf aldı (2.320). Yayınları 46 ayrı Text Book’ta refere edildi, Text Book’larda adına şekiller, resimler, çizimler yer aldı. Yüksek bilimsel (H) Faktörüne (19) sahiptir. Uluslararası bilim merkezleriyle, ABD ve AB ülkelerindeki 8 ayrı üniversite ile ortak projeler yürüttü, AR-GE çalışmalarına katkı yaptı. Sağlık Bilimleri alanında "Bilim Ödülü", üniversite “Hizmet Ödülü”, TÜBA "Kitap Birincilik ve Üçüncülük Ödülü" sahibi olan Dr. Demir’in bilim alanın dışında yayınlanmış sosyal konuları kapsayan kitapları (12) ve çok sayıda fikir-düşünce makalesi (yaklaşık 1650) bulunmaktadır. Uzun süre Anabilim Dalı Kurucu Başkanlığı (25 yıl), Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü (9 yıl), Üniversite Senato Üyeliği (9 yıl), 17. M. E. Şurası üyeliği görevlerinde bulundu. Tıp Fakültesi Elektron Mikroskop Görüntüleme ve Analiz (TEMGA) Ünitesinin kurucusu ve başkanlığı (2000-2006), Sağlık Bilimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanlığı (1996-2000) görevlerini yürüttü. Anabilim dalında araştırma laboratuarları, embriyo-hücre kültür laboratuarları, embriy koleksiyonu ve üreme biyolojisi arşivi oluşturdu. Çoğu profesör ve doçent olan 12 akademisyen yetişirdi; binlerce hekimin yetişmesine katkı yaptı. Farklı üniversitelerde ve sivil toplum örgütlerinde davetli konuşmacı olarak (Üniversitenin Sorunları ve Çözüm Önerileri, Akademik Nosyon, Bilimsel Yayınlarda Etik Sorunlar, Sağlık Bilimlerinde Araştırma Eğitimi, Ermeni İddiaları ve Cevapları, Cumhuriyete Kalan Miras, Feodalizm ve Dersim Olayları olmak üzere) çok sayıda konferanslar verdi. Antalya TRT yönetiminde uzmanlık alanıyla ilgili konuşmalarının yanı sıra,“bilimin ışığı” konulu programa sürekli (24 hafta boyunca) konuk oldu. Bilimi bir yaşam biçimi olarak seçen, bilimin hayatın gizemlerini çözmeye yönelik tek araç olduğuna inanan Dr. Demir, uluslar arası bilim kuruluşları olan; International Federation of Placenta Association (IFPA), New York Academy of Science (NAS), American Academy Association of Science (AAAS), European Placental Group (EPG), International Federation Society Association of Microscopy (IFSAM) ve Islamic Academy of Science (IAS) ile ulusal Türk Elektron Mikroskopi Derneği (TEMD) ve Türk Histoloji ve Embriyoloji Derneği (THED) aktif üyesidir. Tarih, felsefe ve milli hassasiyet konularında araştırma yapmayı hobi olarak seçen Dr. Demir, ulusal ve uluslararası dergilerde editörler heyeti üyeliği görevini yapmaktadır. İki evladı, beş torunu vardır.

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy

Add to Collection

No Collections

Here you'll find all collections you've created before.