Makale

Yazıklar Olsun

Karadeniz kadınlarının örf ve adetlerine, dinlerine karşı gösterdikleri saygıyı, yaşadıkları vatanı temsil eden ve şehit kanlarıyla kırmızı renge bürünen, Türk bayrağına karşı da gösterdiklerini zannederdim ama, herhalde içlerinde o saygıyı tadamamış densizlerinde olduğunu, çekilen resimlerde görünce, bir kez daha bu ülke insanının başına büyük felaketlerin gelmesine, çok az zaman kaldığını düşünmedim dersem yalan olar.

 Karadeniz kadınlarının örf ve adetlerine, dinlerine karşı gösterdikleri saygıyı, yaşadıkları vatanı temsil eden ve şehit kanlarıyla kırmızı renge bürünen, Türk bayrağına karşı da gösterdiklerini zannederdim ama, herhalde içlerinde o saygıyı tadamamış densizlerinde olduğunu, çekilen resimlerde görünce, bir kez daha bu ülke insanının başına büyük felaketlerin gelmesine, çok az zaman kaldığını düşünmedim dersem yalan olar.

              Halbuki bu ülke yedi düvelden kolay kolay temizlenmedi. Bu bayrak için binlerce anaların, babaların, kocaların, kardeşlerin, dedelerin ve nice küçük çocukların kanları aktı. Bu ülkeye ve bu bayrağa saygısızlık edenlerin, Kurtuluş filmini baştan sona kadar seyretmelerini tavsiye ederim. Belki onlardan utanırlarda, bir daha saygısızlıklarını tekrarlamazlar.

       O bayrağa saygısızlık yapan, ey bire gafiller. O bayrağın üstüne oturabilirsin, o bayrağı bir işgal kuvvetleri zihniyetiyle, ayaklarının altına alıp çiğneye de bilirsin. Tıpkı başka ülkelerin bayraklarına saygı göstermeyerek,  o ülkeleri protesto ederken o ülkelerin bayraklarını yakarak, ayakları altına alanlardan biride olabilirsin.

      Çünkü sen “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır” ın anlamını bilemeyerek, bu vatanı düşmandan kurtarıp, sana emanet eden şehitleri de saygıyla anmadığını göstermiş olabilirsin.

     Sen bu hareketlerinle, hiçbir zaman bu ülkeyi kurtaran Gazi Mustafa Kemal ve canını bu vatan için verenlerin evladı asla olamazsın. Eğer onlar, bugün bu ülkeyi düşmandan kurtarmasalardı, kimbilir kimin evladı olarak dünyaya gelirdin. Bunu bari düşün de onlara minnet duy.

         İzmir de binaya girerken, yere serilen Yunan bayrağına basıp binaya girmesi istenen Mustafa Kemal Atatürk “O Bayrak düşman bayrağı olabilir, ama o bir ulusu temsil ediyor. O ulusun insanlarına saygı göstermek gerek. Bu bayrağı yerden kaldırın, katlayın ve çok iyi bir yerde muhafaza edin. Düşmana düşmanca cevap vererek bir ulusu aşağılamayın” diyerek bayrağa ve o bayrağın temsil ettiği ulusa da saygısını ifade etmişken, maalesef bu saygıyı Ordulu bayanlar Türk bayrağına göstermeyerek, Türk ulusuna saygı, göstermeyerek istiklal savaşında can verenlerin kemiklerini sızlatmışlardır.

      Ordulu bayanlara bu densizliği yakıştıramadım. Belliki onlar Ordu’ya dışarıdan gelmişler. Çünkü, 45 yıllık eşim Ordunun yerlisidir. Ordulu kadınların Türk bayrağına yaptıkları saygısızlığı görünce “Kanım dondu. Bunlar asla Ordulu olamazlar. Bunlar birilerinin provokatörleri olarak oraya gelmiş olabilirler” diyerek tepkisini göstermiştir.

     Bu olayı görmemezlikten gelen Türkiye Cumhuriyetinin İç işleri Bakanına diyecek sözüm yok. Çünkü o Türkiye de oluşturulmak istenen zihniyetin bir neferi.  O zihniyetleri tasvip etmeseydi, o anda bu olaya el koyardı.

    Hayatım boyunca Japon devlet adamlarına hayranlık duymuşumdur. Adamların makamı ne olursa olsun, ülkelerine veya vatandaşlarına en ufak bir zararın gelmesiyle, hemen makamlarından istifa ederler veya harakiri yaparak görevlerini yerine getirirler. Çünkü onlar için oturdukları koltuktan önce ülke ve vatandaşlar önemlidir.

     Bizdekiler ise koltuklarına Japon yapıştırıcılarıyla yapıştıklarından, memleket ve millet onlar için önemli değil. Böyle konular umurlarında bile olmaz. Varları yokları kırmızı plakalı arabaları ve dokunulmazlık zırhlarıdır. Birde devlet kasasında ceplerinin dolması.

          Bir kez daha bu bayrağa saygı duymayanları kınıyor ve onlara yazıklar olsun diyorum. Sözüm özünü unutmamış, bu vatanı için şehit düşenlere, bu vatana ve bu vatanın bayrağına saygı duyan Ordulu bayanlara değil.

       Konunun muhatabı olanlara, zaten bu vatanın evlatları söyleyecek çok söz bulur. Benim başka söz etmeme gerek yok.

Leave your vote

Etiketler
Daha Fazla Göster

Süleyman Güdül

Ben, aslen Alucra’nın koman köyü ışıklar mahallesinden,Osman Güdül den olma, aynı köyün Petek sülalesinden Hüsnügül Güdül den doğma olup , 16.08.1945 nüfus kütüğüne kız kardeşim ile ikiz olarak yazılmıştır. Babam rahmetli Osman Güdül, din konusunda oldukça bilgili olup Farsça ve Arapça lisanlarına da en az Türkçe kadar vakıf olmasından dolayı, başkalarının tercümelerinden ziyade kendi yorumlarıyla etrafına Kuranı ve dini anlatmaya çalışırdı. Herkes tarafından sevilen sayılan, dinsel konularda oldukça bilgili bir kişi olmasında dolayı, mutaassıp gurup tarafından “ Şıh Osman ” olarak adlandırıldığı halde, kendisi müthiş bir Atatürkçü ve demokrat bir düşünceye sahip olmasından dolayı bu lakabı asla kabul etmemiş, sadece insanları kırmamak için o şekilde hitap etmelerine müsaade etmiş olup, eski bir koyu Demokrat partili olmasından dolayı da, siyasi görüşlüler arasında kendisini “Demokrat Osman” olarak anarlardı. Her oturduğu kahvehaneye kütüphane koyduran ve her konudaki kitabı kuran gibi ezberlemeden asla kütüphanedeki yerine koymayan, bir zat olarak da anılırdı. Ben bu ailenin 7 çocuğunun ilki olarak dünyaya geldim.. Çocukluk ve gençlik yıllarımın tamamı Samsunda geçti. Bütün kardeşler Samsun doğumlu olup, kütük Samsun olmasına rağmen, maalesef benim doğum yerim Koman olarak kayıtlara geçmiştir.. İlk okulu Samsun Dumlupınar ilk okulunda ve sonrada Samsun Ticaret Lisesinde okudum. Yıllarca üniversiteye gitmeyi hiç arzulamadım. Yüksek mevkilerde olduğum sürelerde dahi, üniversite diplomasına hiç ihtiyacım olmadı. Fakat şu an Anadolu Üniversitesi Anadolu üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi mezunu. 1955 yılında ilk olarak, Samsun’da bir mahalli gazetenin okul muhabirliğini üstlendim. Hayatım boyunca Türk Basının bir neferi olarak çeşitli gazetelerde çeşitli görevlerde bulundum ve 30 yıldır da bazı gazetelere köşe yazarlığı yapmaktayım. Uluslar arası çıkan bir gazetenin de yazarlığını ve Türkiye temsilciliğini yaptığımdan dolayı, dünyanın birçok ülkesinde, gazeteler ve gazetelerin internet sayfaları sayesinde oldukça yüksek sayıda okurum mevcut. Bazı ulusal gazetelerde muhabirlik yaptığım gibi bölge temsilciliklerim de olmuştur. Ayrıca, Ankara rüzgarlı sokakta bulunan Halkçı matbaasında bir firma adına Türkiye Müteahhitlerinin Sesi Gazetesini çıkartım. 1973 yılında birkaç arkadaşımla birlikte ilk defa Karadeniz Gazetecileri Cemiyetini Samsunda kurulmasına öncülük yaptım ve yönetiminde aktif görev almıştım. Gazetelerde yayınlanmış hikaye ve romanlarımın yanı sıra baş rolünü oynadığım Foto romanım da bir mahalli gazetede yayınlandı. Ayrıca bazı romanlarımda kitap olarak satışa sunulmuştur. Yıllar önce Kelebek gazetesinin açtığı bir yarışmada, fotoroman hikayesi ve senaryosu dalında 2.çilik ödülü aldım. Sinema film senaryo yazma tekniği konusunda hocam rahmetli Bülent Orandan çok şeyler öğrendim. Talebelik dönemlerinde Samsun radar üssünde çalıştım ve sonra bazı nedenlerden dolayı bir müddet İstanbul da yaşamını sürdürmek zorunda kalmıştım. 1965 yılında Askerlik nedeniyle İstanbul hayatını noktalayarak Samsun ’a döndüm. Bir yıl askerliğini önemli bir nedenden dolayı erteleyerek 1966 yılında Deniz Kuvvetlerinde askerlik görevini Denizci çavuş olarak Nusret gemisinde tamamladım.. Askerlikten döndüğümün haftasında, Samsun radarı personel müdürü tarafından Sinop ’ta ki radar üssünde göreve başlatıldım. Böylece askerlik dönüşü iş bulamam korkusu yaşamadım. Askerliği esnasında, ( 7.7.1967) nişan ve nikahını Ordunun Mesudiye ilçesinden olan Amil Türk kızı Şakire Güdül ile gerçekleştirdim. Sinop’ta işe başlayınca, Sinop Radar üssü Personel Amiri sayın arkadaşım Yalcın İpbüken’in tavsiyelerine uyarak, aile arasında gerçekleştirdiğim bir törenle, evlilik yaşamına ilk adımını attım. Sinop Amerikan radarında ki çalışma hayatımın yanı sıra, Yeni İstanbul ve Hürriyet gibi ulusal gazetelere muhabirlik yaparak da sürdürdüm. Önemli haberlere imza attım. Bilahare Türk Haberler Ajansına muhabir olarak geçtim. 1973 yılında Sinop radarındaki işimden ayrılarak Samsuna yerleştim ve tamamen gazetecilik mesleğini yapmaya başladım. Bir mahalli gazetede idare müdürü ve köşe yazarı olarak ve THA muhabiri olarak görevimi sürdürdüm. 1975 yılında rahmetli Faruk Sükan 'ın davetlisi olarak Ankara ya çağrıldım. Demokratik Partinin yayın organı olan Zaman gazetesinin Karadeniz Bölgesi sorumlusu oldum. Daha önce çalıştığım Amerikan şirketinin Türkiye temsilcisi tarafından acilen Ankara’ya davet edildim. Ankara ya geldiğimde aldığım bir teklifle gazetecilik mesleği bir müddet noktaladım. Çünkü 3-4 gün içinde Suudi Arabistan’da görev başında olmamı istemişti. Artık benim için yeni bir hayat başlamıştı.. Amerikan şirketinin Suudi Arabistan da bulunan genel müdürlüğünde personel genel müdür yardımcısı olarak göreve başladım ve sonra ki yıllarda daha üst makamlara çıkarak 1978 yılında şirket bünyesinde, yılında adamı unvanını aldım. Genel merkezde tek Türk olarak görev yaptım, Türkler ve diğer ülke işçileri hep Bölgelerde çalışıyorlardı. Bilahare, Amerikan Hava kuvvetlerine ait Northrop firmasında üst düzey yöneticilik görevlerinde bulundum. Suudi Arabistan ’a gitmemle Ailem de de Antalya ya yerleşmiş oldu. 1979 yılında Suudi Arabistan’da ki görevimden , Türkiye’de halletmesi gereken bazı işlerim nedeniyle, görevimden istifa ederek Antalya ya döndüm ve BİGS inşaat şirketini kurarak inşaat hayatına atıldım.Tam 30 yıl inşaat müteahhitliği yaptım. 8 dönem Antalya İnşaat müteahhitleri Derneği Genel Sekreterlik görevini yaptım ve bazı gazetelere köşeler yazmaya başlamış oldum. Belediye meclis üyeliğinin yanı sıra ticaret odası yönetiminde de görev aldım. Siyasi hayatına DYP. de devam ettim ve GP. Merkez İlce Başkan yardımcılığı ile de, noktalamış oldum. Çalışma, Görev ve Turistik olmak üzere tam 51 ayrı ülkede bulundum. İngilizce ve birazda Arapça bilirim. 4 kız, 1 oğlum ve 7 torum var. 2008 yılında ticari hayatımı noktalayarak, sadece çeşitli gazetelere köşe yazıları ve roman yazarak iki yıldır Alhzaimer ve Parkinson hastası olup iki defa beyin kanaması geçirdikten sonra yatağa bağlı olarak yaşamını sürdüren eşime yardımcı olarak günlerim geçmekte. Aktif bir yaşamı severim. Ayrıca ben ve eşim, hayvanlara tutkumuzdan dolayı da, halk tarafından tanınmaktayız. Antalya’da yaşıyorum ve dostlarıma kapım her zaman açıktır. Her konuda insanlara yazılarımla yardımcı olmak isterim. İsteyen, e-mailimden bana ulaşabilir. suleymangud@yahoo.com.

Yorumun nedir ?

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Giriş Yap

Şifreni mi Unuttun ?

Henüz bir hesabınız yok mu ? Kayıt Ol

Şifreni mi Unuttun ?

Enter your account data and we will send you a link to reset your password.

Your password reset link appears to be invalid or expired.

Giriş Yap

Privacy Policy